Faruk AKBAŞ
 
AYVALIK

Cunda adasında dört-beş tane pörsümüş balığa 200 milyon ödeyince, aklıma gezgin bir arkadaşım geldi. Bu arkadaş ne zaman tanımadığı bir lokantada yemek yemeye kalksa, önce "hesap" ister; sonra yemeğe geçer. Aslında bizim gibi bir ülkede kazıklanmaya karşı en geçerli çözümlerden birisi de bu galiba. Her defasında ona hak veriyorum ama gene kazıklanıyorum. Yolculuklarda bu oran daha da artıyor. Geziye mi çıktınız, tamam kesin bir yerlerde kazıklanacaksınız, hiç şansınız yok. Onun için üzülmeyin ve bundan zevk almaya çalışın! Ünlü Ayvalık tostunu sonradan öğreniyoruz. Üstelik hem ucuz, hem içinde herşey var!

Size bir şey daha itiraf etmeliyim: Şu gezi/coğrafya dergileri ve gazete ekleri var ya, sakın bunlara kanmayın. Bunların çoğu hiç bir özelliği olmayan sıradan bir yeri bile çok güzelmiş gibi göstermeye programlanmışlardır. Fotoğrafa bir bakıyorsunuz müthiş bir yer, gittiğinizde ise hayal kırıklığı. Siz konuyu anlatan röportajda üç dört adet fotoğraf görüyorsunuz. Ama arkasındaki yüzlerce kötü görüntüden haberiniz olmuyor. Yazılar da farksız. Hele o anlatım dili: "...ekibimiz olağanüstü güzellikteki coğrafyada ve eşi benzeri olmayan büyülüyeci atmosferde..."

Bazen işe serüven ruhu katarlar. Yarım metrelik bir dere geçişini öyle bir anlatırlar ki sanki okyanus geçiyorsun mübarek! Ya da "çok tehlike içinde geçen ve günler süren vahşi bir yolculuk sırasında dünyanın en tehlikeli hayvanlarını fotoğrafladık" derler; bakarsınız fotoğrafa, bir doğal parkta sümüklü bir aslan yavrusu...

Şimdi asıl konumuza tekrar dönelim. Ayvalık fotoğrafları çekiyorum. Şeytan Sofrası bütün tur acentaların programında olan ve Ayvalık çevresini panoramik olarak gören bir yer. Fakat fotoğraf için de en anlamsız yer. Ancak, yazlık sitelerle kuşatılmış kıyılarla ilgili bir seri hazırlıyorsanız, tam yeri. Cunda'nın o güzelim evleri de ne yazık ki bu kuşatmadan payını almış ve yok olmaya doğru hızla gidiyor. Yöre mimarisinin özgün örnekleri evler yıkılıyor, kiliseler yıkılıyor, değirmenler yıkılıyor... Her yerden o sevimsiz inşaatlar fışkırmış. Ne yazık ki, böyle bir kültür mirasını, böyle bir güzelliği, böyle bir birikimi her yerde olduğu gibi burada da telef ediyoruz...

Akşam ışığı... Makinemi balıktan dönen balıkçılara çeviriyorum. Kış aylarına özgü o rengarenk gökyüzü keyifli bir fon oluşturuyor. Tam çekim yapacağım, tüm kentin belediye hoparlörlerinden "İstiklal Marşı" okunmaya başlıyor! Herkes hazırola geçmiş beklemede. Ardından mehter marşları başlıyor. Ses o kadar yüksek ki, yanınızdakini duyamıyorsunuz. Sonra kuran okunuyor, en son da ezan. Aylardan ramazan... Burası Ayvalık. Ülkenin en batı ucu. Balıkçılar da fazla yüz vermiyor. Niyetleri bir an önce gidip oruç açmak.

Yörede çok sayıda tahta tekerlekli at arabası bulunuyor. Bunların sürücüleri de en renkli yurttaşlarımız olan Romanlar'dan oluşuyor. Işık zayıf, enstantane düşük. Yani tam "pan çekim" havası. Fakat bir türlü beceremiyorum. Ya araba hızlı geliyor, ya da fotografik değil. Tam çekim yapacağım, yolda başka bir otomobil beliriyor filan. Hiç olmazsa 'tekerleği yapan esnafa gideyim, orada ilginç bir fotoğraf bulabilirim' diye düşünüyorum. Dükkanı buluyorum. Ama usta hiç oralı olmuyor; ikna etmek için bir buçuk zaman saat harcıyor ve gelen giden de dahil 27 bardak çay ısmarlamak zorunda kalıyorum.

Ne varsa köylerde var deyip çıkıyoruz kırsala. Köyler zeytin toplamada. Çuval çuval zeytinler ailecek toplanıyor. Zeytinyağı fabrikalarında doğudan gelen işçi kadınlar çalışıyor. Koca koca zeytin yığınlarının içinde ayıklama yapan eller Ayvalık'ın ayrıntı fotoğraflarını oluşturuyor. 

Ayvalık ve Cunda Adası'nın eski ve dar sokakları, görüntü  karışıklığı yaratsa da güzel fotoğraflar vermeye devam ediyor. Evler, kapılar, pencereler sokakları renklere boyamış. Mor, kırmızı, mavi, yeşil, sarı, turuncu, pembe ya da ne isterseniz,  her renkten evimiz bulunur! Ayvalık sokakları kedisever fotoğrafçılar için de bir cennet. Şu sıralar (mart) bir gitseniz kedi belgeseli bile yapabilirsiniz.

Doğasının çok zengin ve çeşitli olduğunu yöreye yaptığınız kısa bir gezide bile anlıyorsunuz. Flamingoları, pelikanları, balıkçılları, ötücü su kuşlarını onca yapılaşmaya ve çevre kirliliğine karşın yine yaşatmayı beceriyoruz ya, helal olsun bize!

Ülkenin en çok adasına Ayvalık sahip. İlçenin kıyılarında sualtı fotoğrafçıları için bir maden bulunuyor. Ülkenin en büyük anfora tarlası burada. Yörenin zengin değerlerinden birisi de Ahmet Yorulmaz. Çok sayıda kitabı olan yazarın 'Ayvalık'ı Gezerken' isimli kitabını tüm Ayvalık yolcularına özellikle öneririm.

 

İSTANBUL FOTOĞRAF FUARI (Photoshow)

Sevgili fotoğrafçılar sizi birileri dia gösterisi yapmaya davet ederse hemen üstüne atlamayın!

Sorun bakalım, projektörleri var mı; perdeleri var mı; müzik aletleri var mı; salon karartılabiliyor mu; duyurusunu yapacaklar mı; izleyici olacak mı; giderinizi (en azından aracınızın yakıtı, otopark vb.) alabilecek misiniz...

Eğer bunları sormazsanız, siz de ülkenin en önemli fotoğrafçılarından Sıtkı Fırat ve İbrahim Zaman'ın durumuna düşersiniz. Bu iki ünlü usta, fuara çağırılıyor ama ilgisizlikten, dağınıklıktan ve dia projektörü bulunamadığından, programda olmalarına karşın gösterilerini yapamadan geri dönüyorlar.

Gelelim sergilere, Recep Dönmez ve Adnan Polat'ın sergilerine. Recep Dönmez sualtı zenginliklerini hakkıyla tanıtan ülkemizin üç beş fotoğrafçısından biri. Adnan Polat, değişik teknikleri başarıyla uygulayan, işleri örnek olarak gösterilen ve yine ülkemizin önde gelen fotoğrafçılarından.

Peki bu adamların sergileri nerede? Helalara giden arka yolda.. Peki bu fuar ne fuarı? Fotoğraf. Nerede fotoğraflar? Bize gösterilen değer işte bu kadar. Fuardaki çıplak kadına verilen değerin ne kadarı?

Faruk AKBAŞ

 
 
Ana Sayfa . Fotograf . Portfolyolar . Sergiler . Forumlar . Download . Biz . Site Map