Yeni bir araba alırsanız, "sakın kasko yaptırmayın!". Benim arabam kaskolu, hem de 'full' cinsinden. Bugün beşinci güne giriyorum ve hala istepnesiz dolaşıyorum.
Arabamın yedek lastiğini, Ankara'daki park yaptığım evimin önünden çalmışlar. Kaskoya durumu bildirmiştim. Polis raporu istediler. Onu da aldım ve kasko şirketine ilettim. Bu arada günler geçiyor, kasko şirketini arıyor ve durumu sonuçlandıramıyorum.
Kasko şirketinden şimdilik aldığım bilgi, polis raporunu inceledikleri doğrultusundaymış. Raporda "istepne alınırken bir zorlama yapılmadığı" belirtilmiş. Yani başka bir deyişle, lastiği ben yok ediyorum ve polis raporuyla hırsızlık süsü vermeye çalışıyorum. Tabi kasko şirketi bu. Kaçın kurası, yutar mı?
Şimdi biraz ara verelim ve geçmişe gidelim. Yıl 1993. Yer Pakistan. Karayolu ile yaptığımız Asya yolculuklarından birindeyiz. İndus Nehri kıyısı boyunca Ahmetabad şehrine doğru ilerliyoruz. Altımızda küçük bir minibüs. Biliyorsunuz, bu ülkeler eski İngiliz sömürgeleridir ve trafik İngiltere'deki gibidir. Yani soldan. Belki sola alışamadığımızdan, belki başka bir nedenle, tam ayırdına varamadığım bir şekilde bir Pakistan otobüsü ile kafa kafaya çarpışıyoruz. Tabi bizim araba hurda. Aradan günler geçiyor ve biz arabayı binbir uğraş sonucu ve zar zor Türkiye'ye getirebiliyoruz. Arabamız kaskolu. Gene 'full' cinsinden. Üstelik Şark Sigortadan. O zamanlar tüm tanıdıklarımız tarfından en güvenilir olduğu söylenirdi.
Neyse, yine binbir zorlukla aracı gümrükten çekiyoruz ve bir tamirhaneye götürüyoruz. Bekliyoruz sigorta eksperinin gelmesini. Muhterem, onca ısrar ve aramalarımıza karşın haftalar sonra teşrif ediyor. Sonra bekliyoruz sonucu merakla. Aradan, günler, haftalar ve aylar geçiyor. Tabi sonradan aklımız başımıza geliyor; Ülkemizde işlerin nasıl yürütüldüğü malum! Bir torpil buluyoruz. Gerçi gene bir iki ay daha bekliyoruz ama sonunda hasarımızın karşılığını güç-bela da olsa alabiliyoruz.
O gün bugündür kendi arabama kasko yaptırmam. Eğer arabamı bir yerlere vurursam, parayı gider tamirciye verir, yaptırırım. Hem böylece, uluslararası dev kasko holdingleri yerine bizim tamirciler kazanır diye düşünürüm. İçim rahattır; ne ödediğimi ve nereye ödediğimi bilirim. Kendi çapımda böyle bir çıkar yol buldum. Üstelik ben her yıl ortalama 50 - 60 bin kilometre yol yapıyor ve hayatı yolda geçenler arasında yerimi alıyorum.
Biliyorum benim geri kafalı olduğumu düşünüyorsunuzdur. Ancak yukarıdaki örnek tek değil. Ben değişik sigorta firmalarından buna benzer iki olay daha yaşadım. Yani sizi sigortalamak için önünüzde takla atarlar. İş ödemeye gelince, eksik evraklar, eksik ödemeler, bugün git yarın gel, filan... Yani bildiğiniz şeyler.
Sigorta firmalarının en önemli kozu "Hınsızlık". Bence bunun için de bu şirketlere kucak dolusu para ödemeye gerek yok. Hırsızlık için marş kilidi kaktırın, direksiyon kilidi kullanın; alarm taktırın! Yerine göre; akünün kutup başını sökün; otoparka parkedin vb.
Ayrıca sigorta şirketleri çok kurnazdırlar. Örneğin 'hasarsızlık indirimi' diye birşey çıkarmışlardır. Eğer o yıl sigortaya işiniz düşmezse ertesi yıl size indirim yaparlar. Böylece ufak tefek hasarlarda giderinizi karşılamak yerine, muhasebe yapmak zorunda bırakılırsınız...
Başa dönelim. Aradan bunca yıl geçti. Yeni aracımla birlikte biraz da sigortacılıkta düzelme olmuştur umuduyla 'İsviçre Sigorta'dan kaskomu yaptırdım.
Talihsizlik bu ya, bu sıralar başıma biraz fazla sorun geliyor. Geçenlerde İstanbul yolculuğumda Tepebaşı katlı otoparka arabayı parkederken geri geri geliyorum ve arabayı otoparkın karanlıkta kalan ve görülmeyen havalandırma borularına çarpıyorum. İçerisi karanlık. Uyarı tabelaları eskiden varmış. Şimdi yok. Otopark müdürünü arıyoruz. Az önce oradaymış, şimdi yok... Hep aynı şeyler...
Neyse araç sigortalı ya; camı ücretsiz değişecek. (Allah razı olsun!). Allah'tan cam takılmadan önce markasına bakmışım. Kaşla göz arasında 'telmeşa' bir marka camı yapıştıracaklar. Nedeni orijinali yokmuş. Ee ne dedik, burası Türkiye; biraz sertleşiyorsunuz ve orijinal parça hemen geliveriyor.
Son olayda polis karakoluna gittiğimde "aracımın lastiğini çalmışlar" dediğimde,"aracınız Volkswagen Transporter'mı" diye sormuşlardı. Evet dedim. Karakoldaki memur doğru tahmin etmişti. Bu araçların istepneleri sürekli çalınıyordu. Çünkü istepneyi, dışarıdan takmalı tek bir civata tutuyordu ve sökülmesi çok kolaydı. Durumu Ankara GenotoVolkswagen satıcısı ve yetkili servisine ilettiğimde, bu konuda çok şikayetin olduğunu ve bununla ilgili özel bir aparat üretip satmaya başladıklarını söylediler. Tabi ben durumu, benim istepne gittikten sonra öğreniyorum!
Bu arada söylemeyi unuttum. Başka firmalar daha ucuza sigortalarken ben bunu seçmiştim. Bu şirket de tanıdıklar tarafından önerilmişti... Sorunumu, sigorta şirketinin Ankara'daki bürosundan (birkaç kez aramama karşın) çözemedim. Yarın sabah İstanbul'daki Genel Müdürlüğü arayacağım. Bakalım gene ne diyecekler? |