Faruk AKBAŞ
 
MARDİN VE DARA


Antep'te GAFSAD başkanı Hasan Yelken'le buluştuk. Amaç, kurban bayramı için birlikte Mardin'e gitmek. Hasan'ın cipi var, hani şu fiyakalı arabalardan, onunla gideceğiz.. Tek kapılı aracın arka koltuklarına geçmek zor olsa da, zamanla içerideki sıkışıklıktan samimiyeti ve sıcaklığı yaşıyorsunuz. Eşyalarınızın bir bölümünü kucağınıza alırsanız, bagajı da yetiyor. Bir de o tümsek ya da çukur geçişlerindeki zıplamalar.



Antep - Mardin yolunda gidiyoruz. Aslında gitmeye çalışıyoruz. Dünyanın bütün kamyon ve tankerleri bu yolda. Yol zaten bozuk; üzerinde milyonlarca kamyon. Solla babam solla bitip tükenmek bilmiyor.



Aklınızda olsun Antep'e gidip de sabahleyin katmer yemeyeni hoş karşılamazlar. Ancak bayram sabahı bütün katmerciler kapalı. Biz de kahvaltı için yolda Fırat kıyılarını seçiyoruz.



Mardin'de bizi Lütfi Kavak karşılıyor. Lütfi, Mungan Kültür ve Sanat Vakfı'ndan. Mardin'i yutmuş ilginç bir arkadaş, sıkı bir fotoğrafçı. Çekim yaparken malzeme konusunda ne zaman sıkışsak olayı anında çözüyor. Üzerinde her şeyin yedeği var. Ayaklı fotoğraf dükkanı. Pil, şarj cihazı, film, film ucu çıkarma aparatı, el feneri, makine yağmurluğu, şemsiye, fotoğraf makinesi, üçayak, flaş, yansıtıcı, temizlik malzemeleri, deklanşör kablosu, parasoley, kaset, CD.



Mardin, açık hava müzesi görünümüyle dünyada Venedik ve Kudüs'le birlikte sayılı üç SİT kentten biri. Son yıllarda yalnızca ülkemizin değil tüm dünyanın ilgisini çekmeye başlayan Mardin, tarihi ve kültür yapısı ile Unesco'nun "Dünya Mirası Kenti Listesi" ne girmeye aday.

Ülkemizin en ilginç kentlerinden biri olan Mardin'de fotoğraf çıkarması da o denli zor. Fotoğraflanacak çok şey var. Ama karmaşa çok ve kentte sürekli bir hareketlilikhakim. Nerede durup hangi ayrıntıya yoğunlaşmalı?



Tarihin en eski hıristiyan topluluğu Süryanilerin köklü kültürünü yaşatan Mardin, 4. yüzyıla tarihlenen Deyrül Zaferan manastırıyla Süryani kadim cemaatinin dinsel merkezlerinden biri. Kentte bulunan manastırlar, kiliseler, camiler ve medreseleri gezerken bir yandan mistik bir hava içine giriyor öte yandan tarihin derinliklerine gömülüyorsunuz. Bu yapıların ilginç bir tarafı da hepsinin ara sokaklar içinde olması ve yanızca yürüyerek ulaşabilmeniz. Sokaklar araç giremeyecek kadar dar. Bu nedenle kent içindeki taşıma işleri yüzyıllardır eşeklerle yapılıyor. Sokaklar bazen evlerin altından geçiyor. Taşın ve inancın şiiri sloganıyla ünlenen Mardin, gündüzleri seyranlık geceleri gerdanlık olarak tanımlanıyor. Evler kesme taş işçiliğinin inanılmaz örneklerini sergiliyor. Pencereler, kapılar, kuş yuvaları, cumbalar, yalnızca işlevsellikleri ile değil aynı zamanda estetik görünümleri ile de etkileyici. Bazı kapılar çizgi ve şekillerle süslenmiş. Bazılarında evsahibinin hacı olduğunu isaretleyen kabe resimleri bulunuyor. Evleri bir de içeriden görmek isterseniz Mardinliler bunun için de hazırlar. Ayrıca, içeride çay kahve içmeden de bırakılmayacağınızı şimdiden söyleyelim.



Zinciriye medresesine girerken uzakta bir fotoğrafçıyı üçayakla çekim yaparken görüyoruz. Demek ki bizim dışımızda da gelen varmış. Medresenin Mezopotamya ovasının uçsuz bucaksız düzlüğüne bakan damında oturup saatlerce manzarayı izleseniz sıkılmazsınız. Biz de içeride çekimlerimizi yapıp dışarıya çıkıyoruz. Uzaktaki fotoğrafçı şeklini bozmamış hala çekim yapıyor. Yanına gidiyoruz. Selam sabahın ardından öğreniyoruz; ANFAD başkanı Özgür Donmaz. Saatlerce camiyi gözlüyormuş. Minarenin üzerindeki kuşlar havalanınca deklanşöre basacakmış. Fotoğrafı bırakıp bizle konuşmaya başlayınca kuşlar birden havalanmaz mı!



Hep birlikte sokaklara dalıyoruz. Bir Süryani evine konuk oluyor, Süryani şaraplarından satın alıyoruz.



Akşama son konuğumuz da geliyor ve böylece mozaik tamamlanıyor. ŞUFSAD (Urfa Fot. San. Der.) başkanı Abdi Demirtaş. Mardin Öğretmenevi'nde Güneydoğu'nun tüm dernek başkanları ile oturup birbirimize dijital makinelerde dia gösterisi yapıyoruz. İki kadeh Süryani şarabı içtikten sonra sohbet, doğal olarak "ne olacak bu fotoğrafın ve memleketin hali" durumlarına geliyor.



Lütfi Kavak, bizi Nasra Şemmashindi'nin evine götürüyor. Nasra Hanım, 80 yaşında Süryani bir sanatçı kadın. Türçesi yok. Arapça sözlerini arkadaşımız Lütfi çeviriyor. Müze gibi evi aynı zamanda atölyesi. Nasra hanım burada büyüklerinden öğrendiği bez ikonları yapıyor. Metrelerce büyüklükteki bezlere Hz. İsa'yı, havarileri, İncil'in ayetlerini, melekleri ve benzeri dinsel figürleri resmediyor. Bu küçük ev-atölyede kök boyalar kullanarak özenle ve sabırla yapılan bezden tablolar, dünyanın çeşitli yerlerindeki kiliselere ve manastırlara dekor oluyor.



Mardin'in en güzel köşelerinden biri de Kasımiye medresesi. Bu görkemli medreseyi televizyonların renkli ve acılı dizilerinden anımsayabilirsiniz. Medreseye yaklaşırken yüzlerce çocuk karşılıyor sizi. Çocukların yarısına yakını müze bekçisi Mehmet Taş'a ait. Çakır gözlü Mehmet usta kırmızı poşusu, kasketi, sarma cıgarası ve bakışlarıyla 'ben Mardin'im' diyor.



Ülkemizdeki geleneksel doku bozulmaları malum. Mardin de bunun dışında kalacak değil ya!

Kentin panoramasını fotoğraflamaya çıktığınızda temiz kareler çıkarmakta çok zorlanıyorsunuz. Aralardan fırlayan bozuk yapılar her yerde olduğu gibi burada da fotoğrafı katlediyor.



Mardin telkari kuyumculuğunu söylemeye bilmem gerek var mı, bir de çarşıyı. Ama her iki konu da bayram nedeni ile kapalı. Aslında bayram ve tatil günleri gezmemek gerek. Çünkü kent yaşamının doğal akışı bozuluyor. O yüzden tatil planlamaları ya kırsal bölgelere ya da doğaya yapılmalı.



Bu yüzden Dara kalıntıları ilaç gibi geliyor. Zaten, Mardin'e gelip de Dara'ya gitmeden olmaz. Dara Mardin'e 30 kilometre uzaklıkta bir fotoğraf köyü. Köye girer girmez çevrenizi çocuklar sarıyor. Antik kenti köy çocuklarından Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça ya da Kürtçe istediğiniz dilden dinleyerek gezebilirsiniz. Surlar, zindan ve su sarnıçlarının olağan dışı boyutları yörenin oldukça görkemli bir uygarlığa sahne olduğunu gösteriyor. Dara, antik kent kalıntılarıyla iç içe yaşayan bir Güneydoğu köyü. Tarihi bir film yapacaksanız, dekor hazır. Antik köprülerin altında inek kovalayan kızlar, tapınakta otlayan koyunlar, nekropoldeki eşekli çobanlar, çeşmeden doldurdukları suyu sırtlarında taşıyan kadınlar, sarnıçlarda oyun oynayan çocuklar, tarihi surların dibinde zeytincilik yapan kadınlar, geleneksel arap entarileriyle agorada dolaşan erkekler.




Konaklama
Anadolu'daki en uygun konaklama merkezi öğretmenevleri. Bir de memur kartınız varsa oldukça ekonomik bir şekilde kaldınız demektir. Mardin öğretmenevi de işte öyle. Ayrıca yemek çeşitleri az olsa da, öğretmenevi lokantaları fena sayılmaz. Örneğin burada 4 gün kaldık ve 8 öğün kebap yedik.
 

   
fotograf:   Faruk AKBAŞ fotograf:   Faruk AKBAŞ
fotograf:   Faruk AKBAŞ fotograf:   Faruk AKBAŞ

Faruk AKBAŞ

 
Ana Sayfa . Fotograf . Portfolyolar . Sergiler . Forumlar . Download . Biz . Site Map