Antep'te GAFSAD başkanı Hasan Yelken'le buluştuk. Amaç, kurban bayramı
için birlikte Mardin'e gitmek. Hasan'ın cipi var, hani şu fiyakalı
arabalardan, onunla gideceğiz.. Tek kapılı aracın arka koltuklarına
geçmek zor olsa da, zamanla içerideki sıkışıklıktan samimiyeti ve
sıcaklığı yaşıyorsunuz. Eşyalarınızın bir bölümünü kucağınıza alırsanız,
bagajı da yetiyor. Bir de o tümsek ya da çukur geçişlerindeki zıplamalar.
Antep - Mardin yolunda gidiyoruz. Aslında gitmeye çalışıyoruz. Dünyanın
bütün kamyon ve tankerleri bu yolda. Yol zaten bozuk; üzerinde
milyonlarca kamyon. Solla babam solla bitip tükenmek bilmiyor.
Aklınızda olsun Antep'e gidip de sabahleyin katmer yemeyeni hoş
karşılamazlar. Ancak bayram sabahı bütün katmerciler kapalı. Biz de
kahvaltı için yolda Fırat kıyılarını seçiyoruz.
Mardin'de bizi Lütfi Kavak karşılıyor. Lütfi, Mungan Kültür ve Sanat
Vakfı'ndan. Mardin'i yutmuş ilginç bir arkadaş, sıkı bir fotoğrafçı.
Çekim yaparken malzeme konusunda ne zaman sıkışsak olayı anında çözüyor.
Üzerinde her şeyin yedeği var. Ayaklı fotoğraf dükkanı. Pil, şarj cihazı,
film, film ucu çıkarma aparatı, el feneri, makine yağmurluğu, şemsiye,
fotoğraf makinesi, üçayak, flaş, yansıtıcı, temizlik malzemeleri,
deklanşör kablosu, parasoley, kaset, CD.
Mardin, açık hava müzesi görünümüyle dünyada Venedik ve Kudüs'le
birlikte sayılı üç SİT kentten biri. Son yıllarda yalnızca ülkemizin
değil tüm dünyanın ilgisini çekmeye başlayan Mardin, tarihi ve kültür
yapısı ile Unesco'nun "Dünya Mirası Kenti Listesi" ne girmeye aday.
Ülkemizin en ilginç kentlerinden biri olan Mardin'de fotoğraf çıkarması
da o denli zor. Fotoğraflanacak çok şey var. Ama karmaşa çok ve kentte
sürekli bir hareketlilikhakim. Nerede durup hangi ayrıntıya yoğunlaşmalı?
Tarihin en eski hıristiyan topluluğu Süryanilerin köklü kültürünü
yaşatan Mardin, 4. yüzyıla tarihlenen Deyrül Zaferan manastırıyla
Süryani kadim cemaatinin dinsel merkezlerinden biri. Kentte bulunan
manastırlar, kiliseler, camiler ve medreseleri gezerken bir yandan
mistik bir hava içine giriyor öte yandan tarihin derinliklerine
gömülüyorsunuz. Bu yapıların ilginç bir tarafı da hepsinin ara sokaklar
içinde olması ve yanızca yürüyerek ulaşabilmeniz. Sokaklar araç
giremeyecek kadar dar. Bu nedenle kent içindeki taşıma işleri
yüzyıllardır eşeklerle yapılıyor. Sokaklar bazen evlerin altından
geçiyor. Taşın ve inancın şiiri sloganıyla ünlenen Mardin, gündüzleri
seyranlık geceleri gerdanlık olarak tanımlanıyor. Evler kesme taş
işçiliğinin inanılmaz örneklerini sergiliyor. Pencereler, kapılar, kuş
yuvaları, cumbalar, yalnızca işlevsellikleri ile değil aynı zamanda
estetik görünümleri ile de etkileyici. Bazı kapılar çizgi ve şekillerle
süslenmiş. Bazılarında evsahibinin hacı olduğunu isaretleyen kabe
resimleri bulunuyor. Evleri bir de içeriden görmek isterseniz
Mardinliler bunun için de hazırlar. Ayrıca, içeride çay kahve içmeden de
bırakılmayacağınızı şimdiden söyleyelim.
Zinciriye medresesine girerken uzakta bir fotoğrafçıyı üçayakla çekim
yaparken görüyoruz. Demek ki bizim dışımızda da gelen varmış. Medresenin
Mezopotamya ovasının uçsuz bucaksız düzlüğüne bakan damında oturup
saatlerce manzarayı izleseniz sıkılmazsınız. Biz de içeride
çekimlerimizi yapıp dışarıya çıkıyoruz. Uzaktaki fotoğrafçı şeklini
bozmamış hala çekim yapıyor. Yanına gidiyoruz. Selam sabahın ardından
öğreniyoruz; ANFAD başkanı Özgür Donmaz. Saatlerce camiyi gözlüyormuş.
Minarenin üzerindeki kuşlar havalanınca deklanşöre basacakmış. Fotoğrafı
bırakıp bizle konuşmaya başlayınca kuşlar birden havalanmaz mı!
Hep birlikte sokaklara dalıyoruz. Bir Süryani evine konuk oluyor,
Süryani şaraplarından satın alıyoruz.
Akşama son konuğumuz da geliyor ve böylece mozaik tamamlanıyor. ŞUFSAD (Urfa
Fot. San. Der.) başkanı Abdi Demirtaş. Mardin Öğretmenevi'nde
Güneydoğu'nun tüm dernek başkanları ile oturup birbirimize dijital
makinelerde dia gösterisi yapıyoruz. İki kadeh Süryani şarabı içtikten
sonra sohbet, doğal olarak "ne olacak bu fotoğrafın ve memleketin hali"
durumlarına geliyor.
Lütfi Kavak, bizi Nasra Şemmashindi'nin evine götürüyor. Nasra Hanım, 80
yaşında Süryani bir sanatçı kadın. Türçesi yok. Arapça sözlerini
arkadaşımız Lütfi çeviriyor. Müze gibi evi aynı zamanda atölyesi. Nasra
hanım burada büyüklerinden öğrendiği bez ikonları yapıyor. Metrelerce
büyüklükteki bezlere Hz. İsa'yı, havarileri, İncil'in ayetlerini,
melekleri ve benzeri dinsel figürleri resmediyor. Bu küçük ev-atölyede
kök boyalar kullanarak özenle ve sabırla yapılan bezden tablolar,
dünyanın çeşitli yerlerindeki kiliselere ve manastırlara dekor oluyor.
Mardin'in en güzel köşelerinden biri de Kasımiye medresesi. Bu görkemli
medreseyi televizyonların renkli ve acılı dizilerinden
anımsayabilirsiniz. Medreseye yaklaşırken yüzlerce çocuk karşılıyor sizi.
Çocukların yarısına yakını müze bekçisi Mehmet Taş'a ait. Çakır gözlü
Mehmet usta kırmızı poşusu, kasketi, sarma cıgarası ve bakışlarıyla 'ben
Mardin'im' diyor.
Ülkemizdeki geleneksel doku bozulmaları malum. Mardin de bunun dışında
kalacak değil ya!
Kentin panoramasını fotoğraflamaya çıktığınızda temiz kareler çıkarmakta
çok zorlanıyorsunuz. Aralardan fırlayan bozuk yapılar her yerde olduğu
gibi burada da fotoğrafı katlediyor.
Mardin telkari kuyumculuğunu söylemeye bilmem gerek var mı, bir de
çarşıyı. Ama her iki konu da bayram nedeni ile kapalı. Aslında bayram ve
tatil günleri gezmemek gerek. Çünkü kent yaşamının doğal akışı bozuluyor.
O yüzden tatil planlamaları ya kırsal bölgelere ya da doğaya yapılmalı.
Bu yüzden Dara kalıntıları ilaç gibi geliyor. Zaten, Mardin'e gelip de
Dara'ya gitmeden olmaz. Dara Mardin'e 30 kilometre uzaklıkta bir
fotoğraf köyü. Köye girer girmez çevrenizi çocuklar sarıyor. Antik kenti
köy çocuklarından Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça ya da
Kürtçe istediğiniz dilden dinleyerek gezebilirsiniz. Surlar, zindan ve
su sarnıçlarının olağan dışı boyutları yörenin oldukça görkemli bir
uygarlığa sahne olduğunu gösteriyor. Dara, antik kent kalıntılarıyla iç
içe yaşayan bir Güneydoğu köyü. Tarihi bir film yapacaksanız, dekor
hazır. Antik köprülerin altında inek kovalayan kızlar, tapınakta otlayan
koyunlar, nekropoldeki eşekli çobanlar, çeşmeden doldurdukları suyu
sırtlarında taşıyan kadınlar, sarnıçlarda oyun oynayan çocuklar, tarihi
surların dibinde zeytincilik yapan kadınlar, geleneksel arap
entarileriyle agorada dolaşan erkekler.
Konaklama
Anadolu'daki en uygun konaklama merkezi öğretmenevleri. Bir de memur
kartınız varsa oldukça ekonomik bir şekilde kaldınız demektir. Mardin
öğretmenevi de işte öyle. Ayrıca yemek çeşitleri az olsa da, öğretmenevi
lokantaları fena sayılmaz. Örneğin burada 4 gün kaldık ve 8 öğün kebap
yedik.
|