Yaşamım daha çok yollarda geçiyor. Gittiğim yerlerde
boş zamanları internet salonlarında geçirmeye çalışıyorum. Böylece
ülkede ve dünyada kaçırdığım fotograf gündeminden birşeyler yakalayabildiğimi
düşünüyorum.
Salonda genç bir çocuk, "Gazeteci misin abi?"
diye soruyor. Yanımda makinem de yok. Nereden anlarlar bir türlü çıkaramam..
Şu Q klavyeye de bir türlü alışamadım. Onun için yazmak yerine bakmak
daha çok işime geliyor...
Steve Mc Curry'nin sitesine giriyorum. Herşey profesyonelce.
Tam Amerikalılara göre. Sitenin sonunda şu ünlü Afganlı kızın portresi
var. Afiş yapmışlar şimdi de onu satıyorlar. 50 dolar. Sizi bilmem
ama ben bu işten çok sıkıldım. Tamam işte, keskin bakışlarıya fotografı
delen, izleyiciyi sorgulayan, ülkedeki kaos ortamını bize net bir
dille anlatan çok sağlam bir kare. Ama bunun takvim, afiş, broşür,
kitap, film ve daha takip edemediğim kimbilir nerelerde sonuna kadar
kullanmalarına (sömürmelerine) ne demeli. Çıktığı yer ile varılan
nokta... Bir yanda, bir toplumsal yapının çözümlenmesinde fotografın
rolünü görüyoruz, öte yanda Amerikan kapitalizminin bunu kazanca dönüştürmesini....
Bu satırları yazarken Oscar ödülleri bu yılki sahiplerine
dağıtılıyordu. Yine bildik ve önceden pompalanan isimler. Diğer uluslararası
ödüller de benzer değil mi? Bu ödüllerde hiç mi üçüncü dünya ülkesine
pay düşmez? Örneğin, neden aralarında bir Pakistanlı ya da Suriyeli
sanatçıyı göremeyiz? O ülkelerde sanat mı yok?
Dağıtmayalım, konumuz fotograf. Geçtiğimiz aylarda
Nedim Sipahi arkadaşımızın "Doğada Fotografçılık" adında
keyifli bir çevirisi yayınlandı. Kitaptan çok yararlandım ve herkese
öneririm. Yalnız bir yere takıldım. Kitapta şöyle bir yazı var: ...Siz
de bu uygulamaları yaparsanız, National Geographic fotografçısı gibi
olursunuz.... Yani kitabın yazarlarına göre, orası fotografçılığın
tepe noktası. Yani gene kendileri. Yani, ne yaparsanız yapın, ABD
referansı...
Ben NG fotograflarını biraz da Amerikan sinemasına
benzetiyorum. Pahalı prodüksiyonlar, teknik olarak ulaşılamaz işler,
filan... Bilmiyorum, hiç İran fotografı ile ilginiz var mı? Ya da
Çin fotograflarını gördünüz mü? Ya Rusların o inanılmaz siyahbeyazlarını?
Neyse fazla uzağa gitmeyelim. Gelelim bizim Erdal Yazıcı'ya: Elinde
süt şişeleri olan çocuk fotografını biliyorsunuzdur. (Erdal YAZICI)
Fotograf hiç "batı" kokmaz. Sıradan, basit, çoğumuzun sürekli
görüp kanıksadığı günlük yaşamımızdan bir kesittir. Ama o fotograf,
çok güçlü bir Türkiye fotografıdır. Ruh vardır. Yaşamı anlatır. Bugünü
anlatır. Güzel anlatır... Ama Erdal Yazıcı Türkiyeli olduğu için şansı
hep sınırlı olacaktır...
Bir internet sayfası bizi nerelere getirdi. Ağır
konular nedeniyle daha ilk yazıda okuyucudan uzaklaşacağız.. Neyse,
size biraz buraları anlatayım. Fotografçıysanız ve bugüne kadar Urfa"ya
gelmediyseniz, inanın çok şey kaçırıyorsunuz. Şanlıurfa hiçbir fotografçıyı
boş döndürmeyecek kadar zengin bir potansiyele sahip. Yaşam, insan,
portre, tarih, yerel mimari .. ne ararsanız... Ayrıca yemekler ve
tatlılar...
Buraya yapacağınız yolculuk için iletişim kurabileceğiniz
kişi Abdi Demirtaş. Abdi, Urfalı bir diş hekimi, ama daha çok fotografçı
. Yörenin sürekli fotograflarını çekiyor ve yerel basında makaleleri
yayınlanıyor. Ayrıca bir adet de yayınlanmış gezi kitabı var. Telefonu
ve email adresi ve web adresi şöyle: 532 613 08 89 gezinti63@gezinti63.com www.gezinti63.com
Yöreye yapacağınız yolculukta karavan türü bir araç
bulabilirseniz çok iyi olur. Böylece, Harran Ovası, Tektek dağları,
Bazda mağaraları, Suriye sınırı Arap köyleri, Şuayp şehri ve Sumatar
kalıntıları"nın üstesinden daha rahat gelebilirsiniz. Türkiye"nin,
gerçek anlamda hiçbir yerinin görsel envanterinin olmadığı gibi buranın
da yok.
Son zamanlarda Şanlıurfa"ya ait fotograf ağırlıklı
iki adet prestij kitap gördüm. Ancak ne yazık ki fotograflar bu kentin
hakkını veremiyordu. Çalışmalar her zaman ve her yerde olduğu gibi
biraz aceleye gelmiş izlenimini uyandırıyordu.
Fotografçı dostumuz Tahsin
Aydoğmuş, yıllardır, sistemli ve planlı bir şekilde yöreyi fotograflıyor.
Umarım işleri yakın gelecekte bir kitaba dönüşür. Böylece iyi bir
fotograf portfolyosunun oluşumunda disiplinin, yoğunluğun ve yöntem
gerekliliğinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha görmüş oluruz.
Uzun yolcular bilir, kasetten çabuk sıkılıyor insan.
Radyo daha çok keyif veriyor. Şu sıralar şehirlerarası yollarda (ne
yazık ki) sadece TRT FM dinlenebiliyor. Arada bir "dinleyici
istekleri" çıkıyor. Birinizden rica etsem, "yoldaki tüm
fotografçılar için" de bir şarkı ister misiniz? |