Faruk AKBAŞ
 
SİİRT FOTOGRAF YARIŞMASI

Geçenlerde, bir yerlerde gözüme Siirt fotoğraf yarışmasının broşürü ilişmişti. Siirt'te bir yarışma!.. Şartnameyi okudum; yarışmayı Siirt Barosu düzenliyor. Ödülü de ilginç: 250 YTL karşılığı kitap çeki.

Uzun zamandır hiç çekim yapamadığım bu kente gitmek için bir fırsat doğmuş olabilirdi. AFSAD'dan Gülnaz Çolak'a ve Mustafa Ertekin'e önerdim, birlikte gidişi onayladılar. Aslında amaç yarışmaya katılmak değil, yarışma olanaklarından yararlanıp bu sorunlu bölgede rahat rahat çekim yapmak.

Gülnaz, yarışma düzenleme kurulu ile görüştü. Beklediğimizin de ötesinde sıcak bir davet aldık. Daha önce de Emre İkizler (Marmara Üniv. Öğr. Gör.) ile konuşmuşlar. Hep birlikte oraya gidecek Siirtli gençlere ve ilgilenenlere kurs verip onları yarışmaya hazırlayıp birlikte çekime çıkacaktık. Son anda Gülnaz'ın annesi rahatsızlandı ve gelemedi.

Emre İstanbul'dan ben Ankara'dan uçağa bindik gidiyoruz. İnişe yaklaşınca uçakta bulunan siyah takım elbiseli bıyıklı bir adam ayağa kalktı; tüm yolcuların tek tek elini sıktı ve bir ihtiyaçları olup olmadığını sordu. Adamı uçağın sahibi sandık ama durum sonra anlaşıldı. AKP milletvekilleri ve yeni Milli Eğitim Bakanı ile aynı uçaktaydık ve onlar da siyasetleri gereği adam adama politikalarını sürdürüyorlardı.

Uçak Batman'a indi. Biz de uçaktan indik. Çevreye baktık bina filan gözükmüyor, pist var ama havaalanı binası yok. Pistin kenarındaki tellerden dışarı çıktık. Milletvekilleri gene VİP durumdalar. Onlar kendilerini bekleyen siyah mercedeslere bindiler. Milletin kendisi olan bizler, belediye otobüsü gibi bir araca sıkıştırılıp çevrede bir yerlerde bulunan havaalanı binasına doğru yola çıktık.

Siirt'e yaklaşırken yarım bırakılmış tesisler görüyoruz. Binaların sahipleri devlet kredisini ele geçirdikten sonra tesisleri bitirmeye gerek görmemişler. Peki Siirt'teki devletin havalimanına ne demeli? Liman, dağların arasına yapılmış ve riskli olduğundan hiç kullanılamamış ve o gün bugündür bomboş yatıyormuş.

Kentin girişinde bez pankart asılı. Üzerinde "O eniştemizse, siz kardeşimizsiniz" yazıyor. Anlamı şu: RTE'nin eşi Siirtli olduğu için o, otomatik olarak enişte oluyor. Kardeşimiz ise Melih Gökçek. Hani şu inanılmaz yetenekteki(!) belediye başkanı. Belediyeler daha önce kardeş ilan edilmiş ve bu yüzden bir yeteneğinin de Siirt'e gösterilmesi isteniyor.

Fotoğraf yarışması düzenleme kurulu yarışma ile ilgili afiş yaptırmış ve tüm kenti bu afişlerle donatmışlar. Ancak afişlerin asılmasına iki kurum izin vermemiş. Biri cezaevi diğeri eğitim fakültesi. Kayıtlara geçirmek gerek; yıl 2005, yer Türkiye.

Yöreye özgü yemeğin başında 'büryan kebap' geliyor. Büryan, uğruna savaş yapılacak kadar lezzetli. Zaten, Siirtlilerle Bitlisliler arasındaki savaş bu yüzden çıkmış. İki taraf da 'büryan bize ait' deyince ortalık oldukça karışmış.

Büryan kebabın hazırlığı sabah erken saatlerde başlıyor. Yenmesi de öyle. Özellikle sabah kahvaltı niyetine yeniyor. Su buharı katkısıyla tandır ateşinde pişen et, iki sıcak pide arasında sunuluyor.

Siirt'in nüfusu 100 bin civarında. Galiba bunun 95 bini çocuktan oluşuyor. Her yerden çocuk fışkırıyor. Pencerelerde, evlerin önünde, sokakta, boş alanlarda oynayan çocuklar. Meydanlarda seyyar satıcılık yapan çocuklar. Caddelerde ayakkabı boyayan çocuklar. Çocuklar o kadar yoksul ki sandıkları bile yok. Bir elinde poşet, içinde fırça ve boya, diğer elinde bir çift plastik terlik, önüne gelen herkese "Boyayalım abi?" diye soran çocuklar.

Siirt'te insan yüzleri birbirinden etkileyici fotoğraflar veriyor. Bu yüzlere odaklandığınızda Doğu'nun yaşamından derin izler buluyorsunuz. Dünyaca ünlü fotoğrafçı Marc Ribaud'un Doğu'nun Aynası isimli fotoğraf albümünde gördüğüm beyaz sakallı yaşlı bir portreyi anımsıyorum. Yanılmıyorsam Afganistan'da çektiği o karenin içinde bir de keklik kafesi vardı. İnanmıyacaksınız ama aynı fotoğraflar burada tam karşınızda duruyor.

Şırnak yoluna çıkıyoruz. Yol oldukça etkileyici. Dağların arasında derin vadilerde ilerleyen yol Botan Çayı görüntüsü eşliğinde sürüyor. Yol üzerinde bulunan köyler güvenlik gerekçeleriyle boşaltılmış; çevrede bulunan ormanlar yakılmış. Yol üzerinde sık aralıklarla panzerlerle karşılaşıyoruz. Eruh'a gelmeden önceki köylerde tek tük yaşam kıpırtıları var. Bunlardan biri de Pares Köyü. Köyün fotografik yaşlılarını görünce, herşeyi bir yana bırakıp saldırıyoruz.

Siirt'in en güzel köşelerinden biri de Arkadaş Kitabevi. Kitabevinin adı gibi bir sahibi var: Mehmet Yürek. Bunları bize kebap ısmarladığı için söylemiyorum. Sıcacık bir mekan. Keyifli müzik eşliğinde kitapları karıştırıyor, sohbet ediyoruz.

Akşamları Siirt Ticaret Odası'nın binasında kurs veriyor gündüzleri çekime çıkıyoruz. Birisinde kursiyer öğrencilerle birlikte belediyeden ayarlanan otobüsle Tillo'ya gittik. Tillo ilginç bir yer. Dinsel kimliği ile öne çıkıyor. Fakirullah türbesinin hemen arkasındaki koca medresede dini eğitim hiç kesintiye uğramamış gibi. Medresenin içinde bir odada yere oturmuş üç öğrenci çocuk ve beyaz sakallı hocaları. İçeri girdiğimizde eğitime ara verip bize çay ikram ediyorlar.

Sabat, Tillo'da evlerin altından geçen sokak/tünellere verilen isim. Üzerinde, artık son örneklerini gördüğümüz işlemeli taş işçiliği ile Siirt evleri. Tillo'dan kuşbakışı Botan Vadisini izlemekse heyecan verici. Vadiyi izlemek için kayalığın ucuna gelenlerin fotoğraflarını çekmek de öyle. Hele bir de kar yağıyorsa.

Siirt gezimizdeki en önemli isimler Yavuz Arıtürk ve M. Ali Özel. Yavuz bize baştan sona eşlik ediyor, köşe bucak rehberlik yapıyor. Arkadaşımız, o kadar alçakgönüllü ki önceleri ayırdına varamıyoruz. Karikatür çizdiğini, resim ve yazarlık yaptığını, gazete çıkardığını rastlantı sonucu işlerini ve kitaplarını görünce anlıyabiliyoruz. Yalnızca kendisi değil çocukları da öyle. Örneğin, minik sanatçıların çizgilerinden, kocaman kocaman dünyaları olduğunu görüyorsunuz..

M. Ali Özel ise baro başkanı. Başkanın yüreğinde sıcak bir sevgi, çeşitli yarışmalar düzenleyerek yaşadığı kente sanatı sevdirmeye çalışıyor.

Siirt'te öğretmenevinde kalıyoruz. Yemek de var, ama içkisiz. Siz öğretmenleri bilmezsiniz, kötü içerler. Ama sigara serbest. Sigara dumanı Kaçkar dağlarındakini andıran bulut denizini oluşturmuş. Hiç bir öğretmenin elinde ne bir kitap ne bir gazete. Eğitim kadememizin sosyal yönü oldukça güçlü. Sohbetler git git bitmiyor. Ama içki yasak!

Özgür Gül öğretmen boş zamanlarında fotoğraf çekiyor. Bizi daha önce öğretmenlik yaptığı köylere götürmeyi teklif ettiğinde üstüne atlıyoruz.

Baykan İlçesi'nin Ziyaret Beldesi Yukarıtütenocak Köyü İlköğretim Okulu'ndayız. Dağın başındaki okul, iki küçük kulübe ve üç sınıftan oluşuyor. Hava yağışlı. Ülkenin batısından göreve gelmiş genç bayan öğretmenler bize çay ikram ediyorlar. Bu uzak coğrafyanın bir köşesinde tatlı bir sohbet başlıyor aramızda. Hayatımdaki en güzel çaylardan birini içiyorum. Meraklı afacanlar kapının aralığından bakıp bakıp kaçıyorlar. Bizi 'mü t e ff iş' sanmışlar. Nejla öğretmen bizi alıyor ve sınıflara sokuyor. Eğri sobalı sınıftan şirinlik ve yoksulluk akıyor. Öğrenciler iki gün önce gazetecilik oynamışlar. Birisi almış çantasını omuzuna kameraman olmuş. Diğeri sunucu. Tiyatroları şimdi bizimle birlikte gerçeğe dönüşmüş.

Son olarak baro üyeleri ile birlikte Çocuk Esirgeme Kurumu'nu ziyarete gidiyoruz. 82 çocuk var. Sayı kapasitenin üzerinde. Çocukların çoğunun anne babası yok ya da cezaevinde. En minik çocuk iki hafta önce gelmiş; üç yaşında bir kız çocuğu. Ana ve baba müebbette. Adı da "Kader".

Siirt.. Ülkemin en zor, en sorunlu, en uzak kentlerinden biri. Ve bir o kadar da yakın, içten ve sıcak. Siirt'e gidin. Gidin ve çekin! Bu ülkenin fotoğrafçısıysanız, sizin de Siirt'e bir borcunuz var.

 
fotograf:   Faruk AKBAŞ - Halfeti
Siirt - Faruk AKBAŞ
 
fotograf:   Faruk AKBAŞ - Siirt
Siirt - Faruk AKBAŞ
 
fotograf:   Faruk AKBAŞ - Siirt
Siirt - Faruk AKBAŞ
 
fotograf:   Faruk AKBAŞ - Siirt
Siirt - Faruk AKBAŞ
 
fotograf:   Faruk AKBAŞ - Siirt
Siirt - Faruk AKBAŞ

Faruk AKBAŞ

 
Ana Sayfa . Fotograf . Portfolyolar . Sergiler . Forumlar . Download . Biz . Site Map