İlk durak
Divriği Ulu cami. Biraz geceye kaldık. İyiki de kalmışız. Güzel bir
aydınlatma var. Zaman kaybetmemek için caminin bahçesine arabayla
daldık. Tam çekim yapacağız, bekçilik görevi yapan bir polis "izniniz
var mı?" diye sordu...
Neyse ki bu konuda oldukça deneyim yaşamış olan biz
Anadolu fotografçıları polisi ikna etmekte fazla zorlanmadık (ya da
polis acemiydi). Aylardan mayıs olmasına karşın dondurucu soğuk vardı.
Divriği demir işletmeleri konukevine kendimizi zor attık. Bina bana
Asya yolculuklarımda kaldığım eski Rus otellerini anımsattı.
Yolculuğa üç kişi çıkmıştık. Lütfi Özgünaydın, Afsad'dan
Adalet Erdal ve ben. Lütfi abinin projesi "Döne Döne Van Gölü" isimli
kitap, gösteri, sergi vb...Ben yeni kitabımın son çalışmalarını yapmak
için bu yolculuğa çıkmıştım. Adalet de bizimle birlikte olmak istemişti.
Ertesi sabah camiye yeniden gittik. Bu kez kimse yoktu. Ne polis,
ne bekçi, ne imam... Ortalıkta in cin top oynuyor. Zaten zıtlıklar
ve tuhaflıklar ülkesi değil miyiz?
Cami, Unesco tarafından "Dünya Kültür Mirası" listesine alınmış.
Kapıların görkemi ve taş işçiliği inanılmaz boyutlarda. Tabi biz bozmak
için illa bir şeyler yapacağız ya: Yanına hemen gudubet bir okul binası.
Yola devam ettik. Hedefimiz Tatvan. Elazığ'dan geçerken birer göl
balığına ne dersiniz? Nefisti. Hem de oto sanayiinde.
Tatvan'da doğru Öğretmenevi'ne. Öğretmen olmak varmış. Onlar neredeyse
beleşe kalıyorlar. Üstelik hemen her yerde bir öğretmenevi var. Ev,
Vangölü'nün dibinde.
Nemrut krater göllerine yol kardan kapalı olduğu için gidemedik.
Çevrede bulunan köyleri çekerek Ahlat'a geçtik. Hava, bir açıp bir
kapıyor. Işığın her çıkışında mezar taşlarının arasında koşarak uygun
çekim açısı aradık durduk.
Fotograf yolculuğumuzun Ağrı Dağı bölümüne, Van Foto Renk'ten Ufuk,
Fatih Sönmez, Ömer Karakuş katıldılar ve fotograflarımıza -adı üstünde-
renk kattılar. Yolun sonuna doğru Tendürek dağlarının virajları biter
ve birden karşınızda Ağrı dağının dehşet görüntüsü çıkar. Önde de
bir köy belirir. Sizde doğal olarak, fonda Ağrı dağı olan köyün fotograflarını
çekmek istersiniz. Sonra yine doğal olarak her Doğu Anadolu köyünde
olduğu gibi yüzlerce çocuk köyden koşarak çıkar ve yanızda bitiverir.
Ama bundan sonrası pek doğal değil. Çocuklar poz karşılığı sizden
para isterler. Siz de "tamam tamam" deyip kandırır ve çocuklara ödeme
yapmazsınız. Ve siz tam aracınıza doğru gidip ayrılmak isterken küçük
alacaklılarınız tarafından taş yağmuruna tutulursunuz. Bizden söylemesi!
Van Gölü çok iyi bir fotograf platosu. Gölün çevresindeki başı dumanlı
ve karlı dağlar çevreyi daha da görselleştiriyor. Süphan Dağı, İhtiyar
Şahap Dağları, Artos Dağı.. Hele Akdamar Adası.. Bir de aylardan mayıssa...
Fotografta acemilik çekenleri bu adaya kapatmak lazım. Bak oradan
nasıl çıkıyorlar!
Bizim bu adada çekim yaparken kendimizi kaybettiğimizi gören Van
Merkür TV'sinin genç yöneticisi akşama canlı yayına konuk etti. TV'de
ne konuştuk hatırlamıyorum, ne de olsa heyecanlanıyoruz. Herhalde
iyi konuşmuşuz; ertesi gün Van valisi bizi makamına konuk etti, çalışmalarımızı
kutladı...
Hakkari yolu çok esaslı! Hoşap kalesi'nin çevresi bozulmuş ama kendisi
hala çekici. Başkale'den sonra azgın Zap suyu başlıyor. Derin ve dik
kanyonlar başlıyor. Cilo Dağlarının ürkütücü güzelliği başlıyor...
Hakkari'de otele yerleşince aklıma şöyle bir şey geliyor. Bu ülkede
acil olarak "güler yüz kursları" açacaksın ve öncelikle bu memlekette
ne kadar otelci varsa, onları zorla bu kursa sokacaksın!
Hakkari'den sonra yolumuz Şırnak'a. Çukurca'dan sonra yolculuk Irak
sınırlarında sürüyor. Sarp geçitleri aşarken, çığ ve heyelan kalıntılarının
içinden geçiyoruz. Dayanamayıp bir yerde anı fotografı çekerken bir
asker tarafından uyarılıyoruz. Çekim yapmak yasak!. Zaten her beş
kilometrede bir kontroldeyiz. Sonraki kontrollerde filmlerimize el
konmak isteniyor (Ne demişler, fotografçıyı öldüreceğine filmlerini
iste!). Tabi başımızdan aşağı kaynar sular.
Zor kurtulup devam ediyoruz. Şırnak'a doğru Cudi Dağlarını görüyoruz.
Dağlar çok güzel ama korkudan çekim yapamıyoruz ki! Yolda bir köy
düğünü ile karşılaşıyoruz. Abartmak gibi olmasın binlerce kişi bütün
bir caddeyi kapatıp tek parça halay çekiyorlar. Bayanlar rengarenk,
allı pullu giysileriyle. Bu kadar büyük oyun sahnesini ilk kez görüyorum.
Artık kendimize çekim yapmanın yasak olduğunu anlatamıyoruz ve dalıyoruz
kalabalığın içine.
Sırada Urfa var. Bizim Tahsin Aydoğmuş ve Abdi Demirtaş Harran'da
çekimdeler. Var mı bizden habersiz gizli gizli buralarda çekim yapmak!
Hemen planlarını bozuyoruz ve çekimlerine biz de dahil oluyoruz. Ver
elini Bazda mağaraları. İşte Anadolu'da gizli kalmış inanılmaz bir
fotoğraf platformu daha...
Ülkemizin en büyüğü olduğunu sandığım Kapızbaşı şelaleleri yolculuğun
son görüntülerini oluşturacak. Ama ondan önce Sultan Sazlığı var.
Sazlığın kıyısında şirin bir pansiyon bulunuyor. Salt bu pansiyonda
kalmak ve kuş seslerini dinlemek için bile gidilir. sultanpansion@hotmail.com
ya da Atalay 0535 336 51 88. Aklınızda olsun, şimdiler flamingo zamanı,
bir de 500'lük teleobjektif...
Not: Van ve çevresine yapacağınız geziler için Fatih Sönmez'le iletişim
kurmanızı öneririm. Yörede fotograf rehberliği konusunda uzman. Teli:
532 671 23 48 (Bir terslik yaparsa benim adımı verin!) |