>
 
   
     
 
   
Mehmet BAYHAN Prof. Mehmet BAYHAN
 

Adapazarı'nda Bir Delikanlı: Hüsnü GÜRSEL

 

22 Nisan 2009'da fotoğrafımızın değerlerinden Hüsnü Gürsel ışığa karıştı. Ertesi gün Sakarya Serdivan'da toprağa verildi.

Kültür ortamımızın önemli eksiklerinden biri öncü ve örnek değerlerin nesillere tanıtılamaması, arşivlerde, kurumlarda yararlanılacak birikimler oluşmamasıdır. Geçip giden zaman içinde bazı kişiler ve olaylar kilometre taşı gibidir. Bu deyimi anlamak için Roma dönemine gitmek gerekir. Pek de düzenli olmayan ve sağa sola sapıveren, çoğu zaman ıssızlıklardan geçen yolda kilometre taşı hem "kaybolmadınız, doğru yoldasınız" demektir ve hem de "şu kadar yol aldın, şimdi uzam içinde bu konumdasın ama önünde yürünecek uzaklıklar var"... O kilometre taşları olmadan zamanın götürdüklerini ve getirdiklerini anlamlandırmak zordur.   Çocukluğumda çok yolculuk yaptık, yirmibeş kişilik otobüslerde tozlu yollarda. Tepeyi dönünce bir çınar ve altında çeşme çıkar karşınıza, yanında iki ahşap masa ve çay ocağı. Şoföre dur denir, yüzler yıkanır, soluk alınır. Şimdi iki tarafı demirle sınırlanmış ve yavaşlığın yasak olduğu yolda sağa sola bile bakılamaz. Ve Hüsnü Gürsel gibi nice değerler gözden kaçırılır.

1991'de Hüsnü Gürsel ile konuşmam REFO Fotoğraf Sanatı Dergisi'nde yayımlanmıştı; sayı 23 (Değerli Halim Kulaksız'ın öncülüğünde çıkıyordu dergi. Halim Bey şimdi DİFO'da çalışmalarını sürdürmekte). Fotoğrafımızın önemli bir değerini anmak için yazıyı buraya alalım istedim.

 

1983 - Sami GÜNER, Hüsnü GÜRSEL, Mehmet Bayhan, Baha GELENBEVİ

 

Adapazarı'nda Bir Delikanlı: Hüsnü GÜRSEL

 

            Gençler önlerindeki belirsizliklerden ve hiç geçmeyecekmiş gibi gelen yıllardan sıkıntı duyarlar. Yaşı ilerlemiş olanlar ise ömrün akıp gitmesinden. Yaşlılar diyemedim bana da dokunuyor artık... Belki de bazıları için yaşamın çelişkisi, beden akıp giderken beyin ve yüreğin zamana direnmesi., tutku-özlem-düşlerin dipdiri kalmasıdır. Heyecanların, uçarılıkların... Ah o aynalardaki görüntüler olmasa. Gençlerle beraberken onlardan biri olduğumu varsaydığımdan mıdır üniversite ve derneklerde olmayı seviyorum. Ama bu duygu sorunları da beraberinde getirmiyor değil. Eğer kendinize Kaf dağının yücelerinde bir makam hazırlar ve aşağılara oralardan bakarsanız gördüğünüz saygı başka türlü oluyor. Yok, herkesten biri olarak ölümlü dünyalıların arasında dolaşırsanız olmadık karşı çıkış ve eleştirileri göğüslemeniz olasıdır.

Uzun sayılabilecek yıllardır geniş kapsamlı çalışmalar içerisinde, fotoğrafa ilgi gösteren hemen herkesle o ya da bu şekilde beraberliğim oldu. Kimler geldi, kimler geçti. Hemingway'in miydi, bir romandan şu satırları anımsıyorum: bir Meksika kasabasında biri ayakkabı boyacısına sorar, buradan kimler geçti. Boyacı yanıtlar, bir çizme, iki mokasen, üç sandalet... Saydamlar, giderek kalite kazanan renkli baskılar, hipo kokusundan yanına varılmazken türlü sentetik kâğıtlarda siyahbeyazlar... Aile albümü düzeyinden yukarı çıkamayanlar, gezgin gözlemi ile yetinenler, her görüntüyü fotoğraf sananlar, eline makina yakışanlar,  sürekli çabası ile basamak basamak çıkanlar. Vaktiyle İstanbul Üniversitesi Fotoğraf Kulübü'nün yarışma seçici kurulundaydım. Gençler kurul çalışmasını izleyelim dediler. Olası sorunu sezdiğimiz için duraksadık, vallahi hiç ses çıkarmayız denince peki dedik. Başladık elemeye, iskambil kâğıdı hızı ile fotoğrafları üst üste yığarak. Gençler saygılı olup sustular, yani zor sustular ve hemen arkasından kıyameti kopardılar; onca çaba ile hazırlanan işlere birer dakika bile bakmadınız... Şimdi gözlerimin önünden böylece uçuşuyor görüntüler. İki nokta beynimde yer etmiş. Sanki benden hemen önceki nesilden birileri daha bilinçli, kültürlü ve ne aradığını bilen idi. Eğitimleri tamam ve olaya saygı ile yaklaşan. İşlerinde bu sağlamlığı yakalıyorum. Şimdi teknolojinin ve yaşamın hızına kapılınmış milyonlarca görüntü üretiliyor ve pek de özen gösterilmiyor. Ava makinalı tüfekle çıkar gibi. O dönemde düşünmeye daha çok vakit vardı ve daha ciddi mi olmak gerekiyordu.? Sanırım, uygarlığın gelişmesi bir takım bireysel özelliklerin kaybedilmesine neden olmakta. İkinci nokta, fotoğraflar ile sahipleri arasında bir bağ olduğudur. Kişiyi tanıyınca fotoğrafların nice olacağını kestirmek veya fotoğraflarına bakarak kişiliği öngörmek olası gibi. Düzenli, titiz, sabırlı, çalışkan, derinlemesine düşünen veya gelgeç gönüllü, uçarı, sabırsız, az yetenekli ama çalışkan, yetenekli ama tembel, kültür dağarcığı sığ veya derin... Her fotoğraf, sahibinin enerji yükünü saçan zerrecikler saçar gibidir. Bunlar algılanıp anlamlandırılabilir. İnanıyorum teknoloji bir gün bu zerrecikleri sayısal verilere dönüştüren aygıtlar geliştirecek.

Konumuz ne, derede tepede dolaşıyor demeyin. Hüsnü Gürsel'i düşünüyorum, fotoğraflarını geçiriyorum gözümün önünden. Evet, fotoğraflar şekillerin-tonların istifi arkasında kişinin ruh yapısını yansıtabilir. Gürsel'in görüntüleri içten, yalın ve dürüsttür. Konusuna saygı ile yaklaşır, gelinciğin yapraklarını dökmeye korkan ama okşamak isteyen bir el gibi. Biraz naif ve ağırbaşlı. Titiz. Mektupları hemen yanıtlar, fotoğraf isterseniz özenle hazırlayıp yollar. Zarfın üzerine güzel bir yazı ile adını yazar. Tükenmez kalemin bulaşıklığı ve kişiliksizliği ile değil, divit ve mürekkep ile. Hemen bilirsiniz, şu nesildendir ve köklü bir eğitimden geçmiştir ve de aldıklarını geliştirerek güçlendirmiştir, çevresine de yaymaktadır. Sonra bir gün karşılaşırsınız. Adapazarı'ndan kalkar gelir sergilere, sessizce içeri süzülür. Merhaba derken yüzü pembeleşir. Nezaketin bütün incelikleri ile hatır sorar. İster istemez toparlanırsınız. Davranışları bir tek kere bile aksamaz. O inceliğin, efendiliğin, sanki her şeye razı oluverecekmiş gibi görünen mütevazılığın arkasındaki güçlü kişiliği algılarsınız. Bilgi ve deney yükü zengin, kendinden emin, ne yaptığını bilen kararlı bir kişilik. Düzenli, saygılı. Yaşama, doğaya, varoluşa, herkese saygılı. Belki önce kendisine. Var olmanın, insan olarak var olmanın erdemini ve sorumluluğunu hiç, ama hiç aksatmadan yerine getirerek.

Gürsel ailesi Selanik Sarışaban yöresinden, tütün yetiştiricisi. Yunan-Bulgar çatışmasının ortasında kalınca çaresiz Adapazarı'na göç ederler, 1915'de. Hüsnü Gürsel 1925'te orada doğar. Altı yaşına geldiğinde babasının işi nedeniyle Kayalar-Reşitbey köyüne taşınırlar. Üç sınıflı köy okulunda okur. "Üçüncü sınıftan mezun olabilmek için sınava giriliyordu, diploma aldım. Yeni okul yapıldı ama öğretmen bir yıl sonra geldi. Üçü tekrar okudum, sonra dördü ve beşi. 1938'de ilkokulu bitirdim." Ortaokulu Adapazarı'nda okur ve 1941'de Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu'na girer. Genç Cumhuriyetin coşkusu ve hareketliliği sürmektedir. Öğretmen okulları o dönemim en onurlu kurumlarındandır. "Necatibey ülkenin en modern okullarındandı. Karyola yanında her öğrencinin ayrı elbise dolabı, mutfakta buharlı kazanlar, özel çalışma odaları, konferans ve kapalı spor salonları ve tabi seçkin öğretmenler". O okullardan yetişenlerin tümünde bir ayrı yapı gözlenir; çalışkan,  yaratıcı-yapıcı, elleri ile birşeyleri çok iyi yapan ve fikir yapısı sağlam, sosyal yönü güçlü... "Gündüzlü kız öğrenciler de vardı. Müdür, kızları boşuna almadım kendinize çeki düzen verin derdi. Son sınıf öğrencileri iyi giyinen müdürü taklit ederler, ceketlerin cebinden el kadar renkli mendiller sarkardı". Genç Hüsnü Gürsel'i düşünüyorum; özenle ütülediği koyu renkli elbisesinin cebinden sarkan mendil, belki saçlarını biryantinlemiş, yüzü kızararak kızlara kaçamak bakışlar... "Orada kayınpederinizin de öğrencisi oldum, Naci Erçevik'in. Tombak Naci derdik. Halâ Balıkesir'de böyle anılır. Çok sakin, yüreklendirici, bizlerle dost olan"... Öyleydi, nur içinde yatsın (Fransızca öğretmeniydi). Öğretmenliğinizde size de isim taktılar mı Hüsnü Bey; "Hiç duymadım, olsaydı kulağıma çalınırdı".

Öğretmen okullarının yukarı basamağı Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü'dür. Son sınıfa gelenler bir dala ağırlık verir ve oraya hazırlanır. Hüsnü Gürsel beden eğitimi ve resim-iş arasında kararsızdır. Ağabeyinin ölümü sorunlar yaratır, babası dönmesini ister. Aile araya girer ve Kars'ın Arpaçay ilçesinde ilkokul öğretmenliğine başlar. İleri sınıflardaki arkadaşları, beden eğitiminde kazalar oluyor oraya gitme derler. Resim çalışmayı sürdürür ve sınavları kazanır. "Gazi Eğitim orta öğretime resim-iş öğretmeni yetiştirirdi. Orada fotoğrafla ilk karşılaşmam adını saygı ile anacağım Şinasi Barutçu'nun dersleri ile oldu. Asistanlığını Cafer Türkmen yapıyordu. Son sınıfa geçtiğimizde Vehbi Yazgan yardımcısıydı". Şinasi Barutçu Cumhuriyet dönemi fotoğrafımızın büyük isimlerinden belki de birincisidir, eğitici-örgütleyici öncü olarak. Türkmen uzun yıllar Güzel Sanatlar akademisi'nde fotoğraf dersleri verecek (benim öğrenciliğimi de kapsayarak), Yazgan ise Tatbiki Güzel Sanatlar yüksek Okulu'nda fotoğraf eğiticisi olacaktır. Hüsnü Gürsel'in çevresine ışık saçan bir üreteç olduğunu düşününce aklıma "elim sende" oyunu geliyor... Ya da tasavvuftaki "el vermek" kavramı, yukarıdakinin seçtiği adaylara bilgi ve yetki aktarımı. Şinasi Barutçu ile ilgili anıları öğrenmek istiyorum. "Grafik, yazı, fotoğraf derslerine gelirdi". Bir sergi defterimdeki Barutçu'nun yazısını anımsıyorum, Gürsel'in zarf üzerindeki yazıları gibi ustaca ve mürekkepli kalemle. "Bilgi, kişilik ve bizlerle ilişkileri açısından çok saygı duyardık. Disiplinli, zamanı iyi değerlendiren, cesaretlendirici, eleştirilerinde hırpalamayan ve yerinde fıkra anlatan seçkin bir eğitici idi. Kötü baskılar için "kara gecede kara taş üzerinde kara karıncanın kara gözü a evladım" derdi. Dersini dört gözle beklerdik". Hüsnü Gürsel 1948'de mezun olur. Ülkenin dört bir yanındaki okul müdürleri nitelikli öğretmenler kazanmak için ilgi çeken öğrencilerle ilişki kurmaktadırlar. Gürsel'e de öneri gelir, kabul eder ve Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsü'ne resim-iş öğretmeni olarak gider.

"Çalışmak, bir şeyler üretmek isteyenler için köy enstitüleri en uygun ortamdı. Müdür her olanağı sağlayan tam bir eğitimci. Fotoğraf kolunu üstlendim. Okulun 6x9 Zeiss-Ikon körüklü bir makinası var, bir de büyükçe kümesleri. Müdür, şu kümesi karanlık oda yapabilir misiniz dedi. Çocuklarla giriştik temizledik, badana ettik. Baskıyı güneşte tab kutusu ile yapıyoruz". Ertesi yıl, 1950'de Hüsnü gürsel ilk sergisini açar. Sonrada onbir ay sürecek askerlik görevine gider. Dönüşte Haydarpaşa Garı'nda bir gazetede Trabzon-Vakfıkebir Beşikdüzü'ne atandığını okur. Orada üç yıl çalışır. "Çok çalışkan bir arkadaşımız vardı, fotoğrafa da meraklıydı. İkimizin de makinası yok. Birleştik, önce ona sonra bana taksitle makina aldık, 200 liraydı. 1954'de Trabzon'da bir sergi açtık". Hüsnü Gürsel resim-iş öğretmeni olarak görevini ve fotoğrafta gelişmesini sürdürmektedir. Benim ortaokul döneminde iş dersleri vardı, şimdi yok değil mi? "Evet, kaldırıldı. İş dersleri eğitimin temeli idi. Düzen, disiplin, planlama, başlanan işi bitirme, temizlik, işbirliği gibi ömür boyu sürecek alışkanlıklar kazandırırdı. Öğretmenin de özverili olması gerekirdi, bir dolu malzemeyi ve tek tek her öğrenciyi denetlemesi. Çocuğumuz marangoz demirci mi olacak derler. Hayır, adam olacak diye haykırmak gelir içimden"... Ne yazık, eğitimde bu nitelikler kaybedildi. Yüksek eğitimin bazı dallarında meslek liselerinden gelen öğrencilerin daha başarılı olduklarını gördükçe bu tür derslere ağırlık verilmesi gerektiğini düşünürüm. Nitelikli teknisyen olunmadan hiçbir dalda uzman olunamaz. Mühendisliğin ya da sanatın temelinde de bu yatar.

Hüsnü Gürsel 1954 sonunda Adapazarı Arifiye Öğretmen Okulu'na atanır. Bir arkadaşının 6x6 rolleiflex makinasını satın alır ve ilk ağrandizörünü edinir. Fotoğraf bir tutku, kültür ve sanat çabası olarak günlerini doldurmakta, ışıltıları çevreye yayılmaktadır. "İlk ağrandizörüm halâ oğlum Barbaros'ta durur. Kastamonu, Beşikdüzü ve Arifiye'de Şinasi Barutçu'nun bizlere verdiği sanat heyecanını sürdürdük". Ülkede pek kıpırtı yokken Adapazarı'na bir şeyler olup bitmişti. Ama Gürsel, o alçakgönüllü hali ile susuverir, şunu şunu yaptım demez bir türlü. Adapazarı'ndaki kıvılcımlanmanın yansımalarına, İstanbul'un o dönemde ünlü Şehir Galerisi'ndeki sergilere ben de tanık olmuştum. Çalışmaların içinde İbrahim Zaman da vardı, "elim sende"nin oyuncularından, bugün de çevresindekileri ebeleyen... En iyisi ona sormalı: "Adapazarı'nda bir stüdyoda çalışıyordum. Hüsnü Bey filimlerini getirir. Bir dolu iş geliyor ama onunkiler farklı, oturup tek tek bakarız. İlgimiz yavaşça yakınlığa dönüştü, biz çekimlerimizi göstermeye başladık. Sonra başkaları katıldı, toplantılar başladı ve Grup 5 doğdu. Hüsnü Bey adeta bizleri önüne kattı, enerji ve bilgisini aktardı. O dönemde Adapazarı'nda Gürsel'in önderliğinde coşkulu toplantılar, gösteriler, sergiler yapılmaktaydı"... Fotoğraf sanatı tarihimizde ağırlık yeri olması gereken "Grup 5" Hüsnü Gürsel, Mümtaz Ertürer, Naci Sevinç, Hayri Yazıcıgil ve İbrahim Zaman'dan oluşmaktadır. O çalışmaları anımsatınca Gürsel'in yüzü biraz gölgelenir: "Grup 5'in 1962'den başlayarak yaptığı çalışmalar ve AFAK, fotoğraf tarihi ile ilgili arkadaşlarca hiç dikkate alınmıyor, yok sayıyorlar. Halbuki ülkenin en etkin çalışmalarıydı".

Hüsnü Gürsel fotoğraf cemiyetini, esnaf kuruluşunu da katar çalışmalara. Şenliklerde sergiler açılır. 1933'de Sakarya Fotoğraf Yarışması'nı düzenler. Ertesi yıl yarışma tekrarlandığında seçici kurul Baha Gelenbevi, Zeki Faik İzer ve Tarık Taptık'tan oluşmaktadır. Adapazarı'nda toplanan kurul Grup 5'in çalışmalarını hayranlıkla izler. Gelenbevi, İstanbul'da sergi açmalısınız der. Şehir Galerisi programına aldırır. Grubun fotoğrafları ile ilk İstanbul sergisi 1 Nisan 1965'te açılır. Bunu 1966'da "Adapazarılı Grup 5 Sapanca Gölünde" ve 1967'de "Adapazarı Görüntüleri" izler. 1970 sergisinin konusu "merdivenler"dir. Kardeşler, çocuklar heveslenir ve Grup 2 kurulur. Onlar da Adapazarı ve İstanbul'da sergiler açarlar. Baha Gelenbevi ilişkisini sürdürmektedir. Şunları yazar: "Siz başarılı bir grupsunuz. FIAP başkanı Türkiye'nin üyeliği için ısrar ediyor. Grubunuzu dernekleştirin. İFSAK, Ankara ve Trabzon dernekleri ile birleşilip federasyon kurulsun. FIAP'a üye olunsun". Harekete geçilir ve AFAK (Adapazarı Fotoğraf Amatörleri Kulübü) kurulur. İzmit'ten Cemal Turgay'da çalışmalara katılmıştır. Ankara ve Trabzon derneklerini kuran Şinasi Barutçu'dur. Federasyon onun da özlemidir ve uzun yıllar çaba göstermiştir. Bugün de bu çaba FDÇK (Fotoğraf Dernekleri Çalışma Kurulu) çevresinde sürdürülmektedir. Günlük toz duman biraz aralanabilse, yasalardaki demokratik hakları engelleyici maddeler ayıklanabilse... Barutçu ve Gelenbevi'nin ilk adımlarını attıkları FIAP ile ilişkilerin bir düzen içerisinde resmileştirilmiş olması kazançtır.

Grup 5 ve AFAK çevresindekiler dışında kişisel çalışmalar da yapılmaktadır. Hüsnü Gürsel ve Mümtaz Ertürer Anadolu'yu dolaşarak Yapı Kredi Bankası için "Halk Sanatlarında El" sergisini hazırlarlar. O yıllarda İbrahim Zaman'ın Şehir Galerisi'ndeki "Güvercinler" sergisini hayranlıkla izlediğimi anımsıyorum. Tabi, bütün işler siyahbeyazdı, henüz delikli demir icat edilmemişti... Hüsnü Gürsel gene Yapı Kredi için "Selçuklu ve Beylikler Dönemi Ahşap İşçiliği" ve "Kapı Tokmakları" sergilerini hazırlar. Bunlar Vedat Nedim Tör'ün ilgi duyduğu ve desteklediği konulardır. Meydan Larousse'un fotoğraflarını çeker. 1979'da, tüm benliği ile bütünleştiği öğretmenlikten ayrılır. O günlerde valilikten bir yazı gelir. Daha önce onaylanmış dernek tüzüğünün "uluslararası ilişkiler" maddesinin yasaya aykırı olduğu belirtilerek değiştirilmesi istenir. Üyeler dağılmaktadır. Ertürer ve Zaman İstanbul'a taşınmışlar, diğerleri heyecanlarını kaybetmişlerdir. Gürsel yalnız kalmıştır. AFAK genel kurulu toplanamaz ve dernek kapanır. O zamandan bu yana Hüsnü Gürsel yalnız ama tüm çalışmalara katılarak çabalarını sürdürmektedir. Bugün küçük oğlu Fatih ile beraber Adapazarı'nda tanıtım fotoğrafçılığı yapmaktadır. (Büyük oğlu Barbaros Gürsel, Marmara Ün.'nde fotoğraf dalında Prof.'dür-2009)

Hüsnü Gürsel'in uzun bir dönem spor yaşamı da vardır. 1965-88 arasında masa tenisi milli hakemi olarak uluslararası karşılaşmalar yönetmiştir. Belki yetiştiği, çalıştığı yörelerin etkisiyle ilgisi doğaya yönelmiştir. "Fotoğrafı seven doğayı sever. Hangi çalının dibinden hangi avun kalkacağını bilemezsiniz. Olabildiğince kırsal alana çıkarım, yürürüm, fotoğraflarım ama doğada soyutu ararım". Siyahbeyaz mı renkli mi Hüsnü Bey; "Hani sarışının adı esmerin tadı derler ya, biz siyahbeyazla açtık gözümüzü". Yaşam için ne düşünüyorsunuz; "Olduğu gibi kabullenmek tek çözüm. Bir şeyleri iyi yapmaya çalışmak, çevreye yararlı olmak"... Yarışmalar?. "Katılmak canlı tutar, seçici kurullara saygılı olarak"... Ödüller?. "İşte oldu bir şeyler" diye geçiştirir sözü. Masasındaki kâğıt yığınları içinde bazılarının biçimi ilgimi çeker, sezdirmeden parmaklarımı uzatıp aralarım. Aa, bunlar benim yazılarım; 1979 İFSAK 1. Uluslararası Yarışma'da "en başarılı Türk yarışmacı" olduğu için kutlama, 1982 7. Ulusal Yarışma'da "Çocuklar" fotoğrafı ile birinci ödül... Daha niceleri.

İbrahim Zaman Hüsnü Gürsel'i anlatmayı sürdürür: "Son derece uyumlu, katılan, daima veren, sevecen, sıcak, disiplinli, yerinde şakalaşan örnek bir kişidir. Tanıyıp da saymayan sevmeyen yoktur. Kemaliye yöresine geziye gitmiştik. Yüce dağlar ve aşağıda Fırat vadisi. Hüsnü Gürsel o günlerde bir rahatsızlık geçirmiş, hanımı bize emanet etmiş. Kendimize geldik Gürsel yok. Çılgınlar gibi arabadan fırladık. Avaz avaz bağırıyoruz, ıslık çalıyoruz yok. Neden sonra bir de baktık ki aşağılardan doğru beresi yükseliyor. Meğer Fırat'ın kıyısına inmiş. Sevinçle haykırdık, sıçradık. Ne kadar sevdiğimizi, bizler için ne kadar değerli olduğunu orada bir kez daha anladık".
Evet öyledir, hepimiz için çok değerlidir.

 
( Hüsnü Gürsel'in fotoğrafları )
 
fotograf : Hüsnü Gürsel
1959 - Adapazarı
 
fotograf : Hüsnü Gürsel
1963 - Sakarya
 
fotograf : Hüsnü Gürsel
1964 - Adapazarı
 
fotograf : Hüsnü Gürsel
1965 - Adapazarı
 
1967 - Seyitgazi
 
fotograf : Hüsnü Gürsel
1967 - Taraklı
 
fotograf : Hüsnü Gürsel
1968 - Beşiktaş
 
fotograf : Hüsnü Gürsel
1975 - Adapazarı
 
fotograf : Hüsnü Gürsel
1976 - Arapkir
 
fotograf : Hüsnü Gürsel
1982 - Uçhisar
 
fotograf : Hüsnü Gürsel
1994 - Adapazarı
 
 
Yorumlarınızı Buraya Yazın
 
Gelen yorumlar...
 
Hep Güzelliklerle dolu gönlü, fotoğraflarına yansımıştır; Hüsnü Gürsel hocamın. Bir nezaket abidesi, mütevazılığiyle örnek aldığımız güzel bir insandı. Türk fotoğrafına büyük hizmetler etmiş, Adapazarılı Grup-5'in kurucusu, fotoğraflarıyla yaşadığı şehrin bir gözü olmuş, bir ustadır O Hüsnü Gürseldir. Bizim şehrimizde fotoğraf sanatını ondan öğrenmek demek, fotoğrafa tutkuyla bağlanmışınız demektir. Allah mekânını cennet eylesin, bizlere de sabırlar versin dualarımızlasınız kıymetli hocam. Bu güzel yazıyı kaleme alan, prof.dr Mehmet Bayhan hocamıza şükranlarımı sunarım…
Nevzat Yıldırım :: 2009-09-30 :: 20:01:01

ÇOK SAĞ OL MEHMEDİM,HOCAMIZA ÇOK GÜZEL BİR ANMA YAZISI YAZMIŞSSIN.ZATEN DE SİZ BU İŞİN PİRİSİNİZ...DEĞERLİ HÜSNÜ GÜRSEL E BEN EFENDİLİĞİNDEN ÖTÜRÜ ONA ; FOTOĞRAFIMIZIN LORD-U DİYORDUM.ŞİMDİ ANLIYORUM Kİ AYNI ZAMANDA BİZİM RUMELİ TOPRAĞINDANMIŞ.ÇOK SEVERDİM KENDİSİNİ ALLAH'TAN RAHMETLER,KEDERLİ AİLESİNE BAŞ SAĞLIĞI DİLİYORUM.BİZ ŞANSLI BİR NESİL OLDUK.ŞİNASİ BARUTÇULARI,CAFER TÜRKMENLERİ HÜSNÜ GÜRSEL VE SAMİ GÜNERLERİ GÖRDÜK.TABİ SİZİ DE TANIMAKTAN ÇOK SEVİNÇLİYİM MEHMEDİM,FOTOĞRAFIMIZIN TEŞKİLAT-I ESASİYE KURUCUSU OLARAK SAYIN BAYHAN.KUŞADASINDAN KALBİ SELAMLARIMLA.
KAZIM ZAİM :: 2009-08-12 :: 07:02:21

 
.