Tanju AKLEMAN
 
AMA DOĞUYOR, DOĞURUYORLAR...


Tan yeri ağarmadan, güneş daha göz kırpmamış iken adım attığı toprakların semalarından , o doğdu.

(Karanlık odasında tek başınaydı. O ve optik-kimyasal bileşimler silsilesi. Tek başınaydı karanlık odasında, kızıllaşmış o daracık alanda, günler öncesinin film üzerine alınmış görüntüleri çeşitli sıvıların içerisindeki düşler ötesi kağıdının üzerinde vücuda gelirken. Odadan dışarı çıktı, paketinden bir sigara aldı, tek bir kibritin aleviyle sigarasını yaktı, büyük bir zevk ile tellendirdi.)

Tam dokuz ay ve altı gün önceydi. Ilık bir hazan akşamı. Leylak rengi perdelerin arasından ayışığı süzülüyordu. Yatakta doğruldu, paketinden bir sigara aldı, karısına da bir tane verdi, tek bir kibritin aleviyle iki sigarayı da yaktı, büyük bir zevk ile tellendirdi.

(Tam dört gün önceydi, vizörden bakmış; bakmış ve heyecanlanmış; heyecanlanmış ve deklanşöre basmış; basmış ve görüntüyü o kapalı, o gizemli kutusunun içinde bir yerlere hapsetmişti.)

Hemşire aşklarının o güzel meyvesiyle birlikte ameliyathaneden dışarıya çıktığında sevgiyle baktı ona. O küçücük narin ellere zarar vermemek için, serçe parmağıyla hafifçe dokundu, cesaretlendi sonrasında işaret parmağıyla da o küçücük ellere büyük bir nezaketle değdi. Göz göze geldiler, sanki onu tanır gibi anlamlı bakıyordu gözlerine.

(Yıpranmaya çok müsait bir nesneyi zedelememek amacıyla iki elinin parmaklarını belli bir açıyla tutar ya insan işte aynen öyle tutuyordu karanlık odasından çıktığında, üzerinde görüntülerin oluştuğu o emsalsiz kağıt parçasını. Dört gün öncesinde ona bakan çocuk gözleri o kağıdın üzerinde yeniden can bulmuşlardı sanki, yeniden ona bakıyorlardı)

Artık aşermeler,  kız mı olacak erkek mi olacaklar, sezaryen mi normal doğum mu olsunlar, muayeneler, ultrasonlar, o küçük sevimli heyecanlar, anneler, babalar, kız kardeşler, erkek kardeşler, hepsinin dört gözle beklemeleri, bekleme odaları, doğum sancıları, ardı ardına içilen sigaralar hepsi, hepsi geride kalmıştı. O doğdu.

(Her şeylerin ötelerde kaldığı bir yaratımdı bu sanki, anlatılamaz.)

 

Her şeylerin ötelerde kaldığı bir yaratımdı bu sanki, anlatılamaz. Sanki dünyada ilk defa onlar çocuk sahibi oluyorlardı.

(Coşku doluydu, sanki ilk defa o bir karanlık odada fotoğraf oluşturuyordu, dünya bir yana fotoğraf kağıdının üzerindeki o görüntü bir yana.)

Kadın: Dünya bir yana çocuğum bir yana.

Erkek: Dünya bir yana çocuğum bir yana.

Dede ve nine : Torun sevgisi bambaşka.

Torun: Neden.

(Fotoğrafçı: Dünya bir yana fotoğraf kağıdının üzerindeki o görüntü bir yana.

Fotoğraf : Neden )

Ağlıyor. Gece yarısını çoktan geçmiş saatler, yarına iş var ama bir yandan da o küçük, masum yavrucak ağlıyor. Sinirler gergin. Gazı mı var ne? Doktora gitmek gerek. Bu ağlamalara, zaman zaman  kızıyor gibiler, zaman, zaman sabırları taşıyor ama. Dünya bir yana çocuğum bir yana, malum. ''Baba bu ne'', ''Anne bu ne''. Bir kitap okutmuyor, sinema, tiyatro yok. İlk günkü heyecanlar geride kaldı. İlk bağırma. İlk tokat. ''Onu yapma''lar, ''bunu yapma''lar, ''çok ayıp''lar, kişiliği yok edici tüm davranışlar. Dünya bir yana çocuğum bir yana, ama.....

(Olmuyor. Yine karanlık oda, yine karanlık oda, yine deklanşöre basmalar, yine fotoğraf kağıtları. Olmuyor. İlk günkü heyecan artık geride kaldı. Memnuniyetsizlikler, estetik kaygılar, sanatsal beklentiler, o hazzı yakalayamamalar. Kendinden kuşku duymaksızın teknik yetersizlikten dem vurmalar. Dünya bir yana fotoğraf kağıdının üzerindeki o görüntü bir yana, ama......)

Seni beğenmiyor artık ''O''.

(Senin fotoğrafın sana yüz çevirir artık.)

Aslında onun kişiliği onu dünyaya getirenlerin kişilikleriyle birebir örtüşüyor. O onların dünya üzerindeki bir izdüşümü. Ama ne çocuk ebeveynlerini beğenir, ne ebeveynler çocuklarını. ''Dünya bir yana çocuğum bir yana'',  artık gerilerde mi kaldı ne bu söylemleri.

(Aslında o fotoğraflar, kağıtların üzerindeki o görüntüler fotoğrafçının kişiliğiyle birebir örtüşüyor. Ama beğenmiyor fotoğrafçı, elde ettiği görüntüleri. Görüntüler onu beğeniyor mu acaba...)

Yine,yeni bir çocuk doğdu, bir yerlerde, bir doğumhanede.

(Karanlık odada ilk fotoğrafını basan yeni bir fotoğrafçı yine, belki de artık bilgisayarının başında o.)

Ne anne olmak, ne de baba olmak o kadar kolay değil.

(Ne de sanatçı olabilmek, sanatın herhangi bir dalında, fotoğrafta, resimde, heykelde ya da bambaşka bir dalda uğraş vererek sanatçı dediğimiz o mertebeye ulaşabilmek.)

Ama doğuyor, doğuruyorlar.

(Ama oluyor, olduğunu zannediyorlar.)
 

Tanju AKLEMAN

19 Şubat 2004
 
Ana Sayfa . Fotograf . Portfolyolar . Sergiler . Forumlar . Download . Biz . Site Map