Tan yeri ağarmadan, güneş daha göz
kırpmamış iken adım attığı toprakların semalarından , o doğdu.
(Karanlık odasında tek başınaydı.
O ve optik-kimyasal bileşimler silsilesi. Tek başınaydı karanlık
odasında, kızıllaşmış o daracık alanda, günler öncesinin film üzerine
alınmış görüntüleri çeşitli sıvıların içerisindeki düşler ötesi
kağıdının üzerinde vücuda gelirken. Odadan dışarı çıktı, paketinden bir
sigara aldı, tek bir kibritin aleviyle sigarasını yaktı, büyük bir zevk
ile tellendirdi.)
Tam dokuz ay ve altı gün önceydi.
Ilık bir hazan akşamı. Leylak rengi perdelerin arasından ayışığı
süzülüyordu. Yatakta doğruldu, paketinden bir sigara aldı, karısına da
bir tane verdi, tek bir kibritin aleviyle iki sigarayı da yaktı, büyük
bir zevk ile tellendirdi.
(Tam dört gün önceydi, vizörden
bakmış; bakmış ve heyecanlanmış; heyecanlanmış ve deklanşöre basmış;
basmış ve görüntüyü o kapalı, o gizemli kutusunun içinde bir yerlere
hapsetmişti.)
Hemşire aşklarının o güzel meyvesiyle birlikte ameliyathaneden dışarıya
çıktığında sevgiyle baktı ona. O küçücük narin ellere zarar vermemek
için, serçe parmağıyla hafifçe dokundu, cesaretlendi sonrasında işaret
parmağıyla da o küçücük ellere büyük bir nezaketle değdi. Göz göze
geldiler, sanki onu tanır gibi anlamlı bakıyordu gözlerine.
(Yıpranmaya çok müsait bir
nesneyi zedelememek amacıyla iki elinin parmaklarını belli bir açıyla
tutar ya insan işte aynen öyle tutuyordu karanlık odasından çıktığında,
üzerinde görüntülerin oluştuğu o emsalsiz kağıt parçasını. Dört gün
öncesinde ona bakan çocuk gözleri o kağıdın üzerinde yeniden can
bulmuşlardı sanki, yeniden ona bakıyorlardı)
Artık
aşermeler, kız mı olacak erkek mi olacaklar, sezaryen mi normal doğum
mu olsunlar, muayeneler, ultrasonlar, o küçük sevimli heyecanlar,
anneler, babalar, kız kardeşler, erkek kardeşler, hepsinin dört gözle
beklemeleri, bekleme odaları, doğum sancıları, ardı ardına içilen
sigaralar hepsi, hepsi geride kalmıştı. O doğdu.
(Her şeylerin ötelerde kaldığı
bir yaratımdı bu sanki, anlatılamaz.)
Her
şeylerin ötelerde kaldığı bir yaratımdı bu sanki, anlatılamaz. Sanki
dünyada ilk defa onlar çocuk sahibi oluyorlardı.
(Coşku doluydu, sanki ilk defa o
bir karanlık odada fotoğraf oluşturuyordu, dünya bir yana fotoğraf
kağıdının üzerindeki o görüntü bir yana.)
Kadın:
Dünya bir yana çocuğum bir yana.
Erkek:
Dünya bir yana çocuğum bir yana.
Dede
ve nine : Torun sevgisi bambaşka.
Torun:
Neden.
(Fotoğrafçı: Dünya bir yana
fotoğraf kağıdının üzerindeki o görüntü bir yana.
Fotoğraf : Neden )
Ağlıyor. Gece yarısını çoktan geçmiş saatler, yarına iş var ama bir
yandan da o küçük, masum yavrucak ağlıyor. Sinirler gergin. Gazı mı var
ne? Doktora gitmek gerek. Bu ağlamalara, zaman zaman kızıyor gibiler,
zaman, zaman sabırları taşıyor ama. Dünya bir yana çocuğum bir yana,
malum. ''Baba bu ne'', ''Anne bu ne''. Bir kitap okutmuyor, sinema,
tiyatro yok. İlk günkü heyecanlar geride kaldı. İlk bağırma. İlk tokat.
''Onu yapma''lar, ''bunu yapma''lar, ''çok ayıp''lar, kişiliği yok edici
tüm davranışlar. Dünya bir yana çocuğum bir yana, ama.....
(Olmuyor. Yine karanlık oda, yine
karanlık oda, yine deklanşöre basmalar, yine fotoğraf kağıtları.
Olmuyor. İlk günkü heyecan artık geride kaldı. Memnuniyetsizlikler,
estetik kaygılar, sanatsal beklentiler, o hazzı yakalayamamalar.
Kendinden kuşku duymaksızın teknik yetersizlikten dem vurmalar. Dünya
bir yana fotoğraf kağıdının üzerindeki o görüntü bir yana, ama......)
Seni
beğenmiyor artık ''O''.
(Senin fotoğrafın sana yüz
çevirir artık.)
Aslında onun kişiliği onu dünyaya getirenlerin kişilikleriyle birebir
örtüşüyor. O onların dünya üzerindeki bir izdüşümü. Ama ne çocuk
ebeveynlerini beğenir, ne ebeveynler çocuklarını. ''Dünya bir yana
çocuğum bir yana'', artık gerilerde mi kaldı ne bu söylemleri.
(Aslında o fotoğraflar,
kağıtların üzerindeki o görüntüler fotoğrafçının kişiliğiyle birebir
örtüşüyor. Ama beğenmiyor fotoğrafçı, elde ettiği görüntüleri.
Görüntüler onu beğeniyor mu acaba...)
Yine,yeni bir çocuk doğdu, bir yerlerde, bir doğumhanede.
(Karanlık odada ilk fotoğrafını
basan yeni bir fotoğrafçı yine, belki de artık bilgisayarının başında
o.)
Ne
anne olmak, ne de baba olmak o kadar kolay değil.
(Ne de sanatçı olabilmek, sanatın
herhangi bir dalında, fotoğrafta, resimde, heykelde ya da bambaşka bir
dalda uğraş vererek sanatçı dediğimiz o mertebeye ulaşabilmek.)
Ama
doğuyor, doğuruyorlar.
(Ama oluyor, olduğunu
zannediyorlar.)
|