Tanju AKLEMAN
 
ONLARIN BÖYLE DERTLERİ YOK


Onun böyle bir derdi yok.

Elinde fotoğraf makinesi, bir başına ıssız bir deniz kenarında, dalgalar kumları yalıyor, güneş ha battı ha batacak ve o elinde fotoğraf makinesi, kendisiyle baş başa, deniz kenarında bir başına düşüncelere dalmış gidiyor.

Onun öyle bir derdi yok, çamuru şekillendirmekle meşgul.

Sayısal bir makine mi alsa, kimyasal fotoğraf ölüyor mu, ama siyah beyaz ölmedi, her şey ne kadar çabuk değişiyor, teknolojiye yetişmek zor, elinde fotoğraf makinesi, düşüncelere dalmış gidiyor, sevgilililer sarmaş dolaş yanından geçip gidiyor, o hala deniz kenarında bir başına, güneş ışıklarını iyice teğete çekmiş, düşünceler hala ceplerinde.

Yap, sonra yorumlarsın, şimdi düşünme ve yap, al boyalarını eline düşünme ve yap, sonra anlam katarsın, onun böylesi dertleri yok.

Bir sandal geçer, ne o kadar uzaktan ne yakından, balıkçı ne kadar mutlu, balığını yakalar, yer ya da satar ama balık yakalama üzerine düşünceleri ardı ardına sıralamasına gerek yok, fotoğraf makinesi ve o, bir de dalgaların sesi, bir de akşamüstünün su üzeri martıları, fotoğraf makinesi ve o ve düşünceleri ve hala ceplerinde şişkinlik yaratan düşünceleri.

Yaptığı sanat, o da bir sanatçı, böyle öğretilmiştir ona ve bu tartışılmaz bir gerçektir. Bu nedenle onun böyle dertleri yok.

Güneş batar, ceplerindeki düşünceleri kumlara saçar, martılar su üzerinden havalanır ve kumların üzerindeki düşüncelerini gagalarıyla didiklemeye başlarlar.

Onun böyle dertleri yok, hatta isterse bir yatağa kullanılmış prezervatifleri filan dizer mesela performans filan adına ya da yüzlerce gazoz kapağını bir panoya çiviler birinin üzerine de Bush'un fotoğrafını koyar mesela ki o kapak ta Coca Cola kapağıdır filan ya da, ya da, ya da..

Sevgililer yürüdükleri yerlerden geri dönerler, o ve makinesi hala kıpırdamaksızın, bir başına, deniz kenarında durmaktadırlar, martılar düşünceleri hala didiklemeye devam etmektedirler, sevgililer düşüncelerden birini eğilip alırlar, birbirine bakıp gülümserler ve ona acıyarak bakarlar ve arkalarına bakmaksızın yürümeye devam ederler.

Sanatçı olma adına ve sanat adına onlar rahat uyurlar yataklarında, böyle dertleri yok çünkü, bilirler ki her şey ''sanat kitabı''na uyar.

Ah o martılar ve sonrasında denizaltındaki kumlardan deniz kenarındaki kumların üzerine yol alan ah o yengeçler, didiklerler hep birlikte düşüncelerini, gün batmıştır, artık ay doğar ve onun ışıkları hakimdir suya, toprağa, havaya ve o hala kıpırdamaksızın oturur denizin yanı başındaki kumsalda, ceplerinde yeni düşünceler; ama o büyük fotoğrafçı bile kendisine fotoğraf sanatçısı demiyor, foto muhabiri olarak tanımlıyor kendisini, fotoğrafların oynanması ile sanat yapılabilir mi, kimyasal fotoğraf ne olacak, ama ya siyah beyaz, ya fotoğrafla birlikte resimde değişen gerçekler, ah o düşünceler.

Hele bir de okullu filansa, değmeyin keyfine, inanın onların böyle dertleri yok, çamur orda, cam orda, kil orda, boya orda, tuval orda, çivi orda, makas orda, kumaş orda, bir şeyler hep bir yerlerde ve onların böyle dertleri yok.

Balıkçı balıktan döner, sandalını kumsala yanaştırır enikonu, bir sandık lüferle dönmüştür geri, bir bacağı yoktur onun, boynunda fotoğraf makinesi olduğu halde o ise hala oturmaktadır kumların üzerinde, hiç hareket etmeksizin, ay ışığı yalamaktadır yüzleri, hafif bir rüzgar esmeye başlamıştır denizden, rüzgarın ceplerindeki yeni düşünceleri alıp kumların üzerine serpmesine ceplerini açarak yardımcı olur, balıkçı yanına yaklaşır, elinde bir sandık lüfer, martılar ve yengeçler yeni düşünceleri de didiklemeye başlamışlardır bile.

İsterlerse fotoğrafı bile kullanırlar, onların böylesi dertleri hiç yok.

Düşünceleri didik didiktir artık. Balıkçı yerdeki düşüncelere bakar, ona bakar, o da sanki bir acımayla bakar, şöyle kısa süreli bir düşünceye dalar ve sonrasında elindeki bir sandık lüferi ona uzatır, bilir ki bu lüferler rahatlatacaktır onu, o ise sandığı alır, yüzünde tüm düşüncelerinden arınmış bir hafif bir gülümseme vardır şimdi, karşılığında fotoğraf makinesini balıkçıya uzatır, balıkçı fotoğraf makinesine bakar, gelişmiş bir modeldir, eline alır, ''ben de bunların daha eski modellerinden oldukça vardı'' der, ama yine de makine için teşekkür eder, o elinde bir sandık balık, düşüncelerinden arınmış bir şekilde ayağa kalkıp evine doğru yol alırken, dönerek ismini sorar balıkçının, balıkçı yanıtlar ''Josef Sudek''.

Tanju AKLEMAN

10 Nisan 2005
 
Ana Sayfa . Fotograf . Portfolyolar . Sergiler . Forumlar . Download . Biz . Site Map