Fotoğraf makinelerinin böylesine yaygınlaştığı, dakikada milyonlarca yeni görüntünün dijital hafızalara kaydedildiği bir dönemde, "Fotoğraf"ın (sadece gördüğümüz şeylerin değil) düşündüğümüz şeylerin anlatımında kullanılması, özel bir önem taşıyor olmalı.
Geçen günlerde üniversitede fotoğraf öğreten bir arkadaşımdan duymuştum. Öğrencisi bir kız, aynaya bakmak yerine, cep telefonu ile yüzünün fotoğrafını (!) çekerek makyajını kontrol ediyormuş.
Fotoğrafla iç içe yaşamama rağmen, ben bile usandım, her dakika yüzüme doğru bir şey uzatılıp, gülümsememin istenmesinden. Buna benzer bir anın yaşandığı o gün, iş arkadaşlarımla ailelerimizin katıldığı bir yemekte, yani boyuna birbirimize yaklaşıp gülümsememiz istenilen bir ortamda, kısacası fotoğraf çekimi için poz vermekten yemeğimizi bile doğru dürüst yiyemediğimiz sözde yemek toplantısında, aklıma bir şey geldi ve aniden kalkıp soru verdim;
"Cebinde her ne şekilde olursa olsun, fotoğraf çekebilen bir aleti olan kim varsa, ayağa kalkıp gösterebilir mi?"
Sizce kaç kişi kalktı ayağa?
Neredeyse oradakilerin sayısı kadar!..
İki elini birden kaldıranlar bile vardı. Bir elinde bir cep telefonu, diğerinde ise kompakt bir fotoğraf makinesi.
"Nerede saklıyorlar yahu bu kadar aletin çektiği fotoğrafları?" diye düşünmeden edemedim.
Çoğunu silip atıyorlar.
Bir kısmını ise varsa bilgisayarlarına aktarıyor ve bir müddet sonra bilgisayarları yavaşlayınca, onları da silip atıyorlar.
Bazılarını ise CD'lere yükleyip, neredeyse bir daha bakılmamak üzere bir kenara bırakıyorlar.
Neyse saadete gelelim.
Tüm bunların yanında duygu ve düşüncelerini ifade etmek için "Fotoğraf"ı araç olarak seçenler de var!
"Fotoğraf"ı, düşünsel bir faaliyet olarak yapıyorlar. Şairin şiiri, gazetecinin makalesi, ressamın tuali gibi bir şey yani onların "Fotoğraf"ları.
"Fotoğraf"larıyla öyküler anlatıyor, insanları değiştirebiliyorlar.
İşte benim kafam tam burada karışıyor!
Birbirinden çok farklı şeyler olmasına rağmen, biz bu iki eyleme de fotoğraf çekmek diyoruz.
İkisi için de aynı ifadeyi kullanıyoruz, üstelik tam ayırmamız gereken yerde.
Birincisine fotoğraf denilmesi artık herkesçe(!) kabul edildiğine göre, ikincisine bir isim bulmak lazım gibi geliyor bana.
Sanat Fotoğrafı veya Fotoğraf Sanatı ifadesi kullanıldı bugüne kadar. Doğal olarak da bundan Fotoğraf Sanatçısı deyimi türetildi. Belki doğru, belki de değil. Bence ise doğru değil!
"Fotoğraf"ı sadece sanata hapsetmek, O'na yapılmış en büyük haksızlık gibi geliyor bana. Belge, tanıtım, haber vb. gibi saygın (ama sanat dışı) nedenlerle yapılan "Fotoğraf"ları içermediği için doğru değil. Neyin sanat olduğuna karar vermek zor olduğu için de doğru değil.
Ben, geçenlerde Maruf Şinik'in hazırladığı yeni kitabına önsöz hazırlarken buldum, doğru olanı.
Maruf Şinik'in yaptıklarını ifade edebilmek için, o sihirli kelimeyi tırnak içine alarak kullandım.
Tırnak İçinde Fotoğraf.
Yahut. "Fotoğraf".
Ne kadar ters değil mi?
Genellikle bir kelime, ifade ettiği şeyin özelliklerini hak etmediyse tırnak içine alınır.
Dünya tersine döndü.
Yahut ben her zamanki gibi tersim.
Ama bundan sonra, yazacağım her yazıda duygu ve düşünce ürünü olan "Fotoğraf"ları kastediyorsam,o kelimeyi tırnak içine alacağım.
Tırnak içinde fotoğraf.Yahut "Fotoğraf". |