 |
|
|
|
|
| |
 |
| |
|
 |
S. HALUK UYGUR |
|
|
GERÇEK Mİ? NE ALAKA !.. |
|
Amerikan Film Enstitüsü'nün Adana'da düzenlediği "Belgesel Film Günleri"ndeydim.
Misafir yönetmene genç izleyicilerden biri "Sinema yapmak istediğini ama parasının yetmemesi nedeniyle yapamadığını ve sinema yapabilmesi için kendisine ne önerebileceğini" sordu.
Yönetmenin cevabı ise, kısa film yaparak işe başlamasını öğütlemek oldu.
Genç, yüz ifadeleriyle ona bile parasının yetmeyeceğini belirtince, her şeye burnunu sokmak gibi bir adedi olan ben kalktım ve "Öyleyse 'Fotoğraf' yap" deyiverdim.
Dedim ama dediğime de pişman oldum. Sinemaya ilgi duyanlar üzerime geldiler."Ne alaka!.." diyerek.
KEL ALAKA DEĞİL?
Tabi ki ben "Kel alaka!" değil, bal gibi alaka diye düşünüyorum ve düşündüğümü de dilimde tutamam.
"Bence en kısa film 'fotoğraf'dır " diye cevapladım. .
(Burada sinema denilen şeyin teknik olarak,bir saniye içerisinde arka arkaya 24 fotoğrafın gösterilmesi olduğunu hatırlatmak isterim)
Bundan da "Fotoğraf" yaparken aynı film çeker gibi, objelerin anlatılacak öyküye göre düzenlenmesi gerektiğini kastetmek istemiştim
Kastımı da söylemeye çalıştım.
Bu defa da fotoğrafçılardan biri "Ne alaka!" dedi. Ona göre fotoğraf tarihin şahidi olmalıymış, fotoğrafçı hiçbir şeye müdahale etmeden, fotoğrafını gerçeğin birebir aynısı olarak yapmalıymış.
"Ne alaka!" diye sormak sırası bana gelmişti.
"Ne alaka! Şimdi sen siyah beyaz fotoğraf çekiyorsun ama fotoğrafındaki o şirin kızın yeleği aslında kırmızı?.."
Ve cevap yok!..
HAKSIZLIK EDİLİYOR
Ben aslında "Fotoğraf"a haksızlık edildiğini düşünüyorum.
Haksızlık "Gerçek olmak zorunluluğu" gibi ağır bir yükün ona yüklenmeye çalışılmasında. Açıkça da söyleyeyim sözüm zaten belgesel veya fotoröportaj dalları dışında üretim yapan arkadaşlarıma değil.Bu yazıdaki mecram belgesel, fotoröportaj, hatta haber fotoğrafı diye ifade edilen alan.
Geçenlerde Hürriyet Gazetesi'nde bir haber gördüm. Cumhurbaşkanı Gül, beraber yargılandığı davada ağır bir cezaya çarptırılan eski hocası Necmettin Erbakan'ı affetmiş.
Altında da bir Erbakan fotoğrafı.
Erbakan takke ile kapanmış kafasını hafifçe öne eğerek, sağ elini kalbinin üzerine koymak suretiyle, "Eyvallah" der gibi görülüyor.Bakar bakmaz hocanın Cumhurbaşkanı'na minnettarlığını sunduğu izlenimini alıyorsunuz.
Bu fotoğrafın gerçeği böyle mi?
Nerede çekildi acaba bu fotoğraf ?
Mesela Erbakan kendine sevgi gösterisi yapan bir taraftarına selam verirken çekilmiş olabilir mi? Bilemem! Ama af olayından sonra Hoca ile Cumhurbaşkanı'nın karşı karşıya gelmediğini bildiğimize göre, Gül'e böyle bir ifadede bulunduğu sırada çekilmiş olamaz.
Zaman Gazetesi'ndeydi zannederim.Başka birinde de olabilir.Aydın Doğan'ın haksız kazanç elde ettiğini yazan bir başlığın altına, bir yemek sırasında büyük bir lokmayı, ağzını iyice açarak yutmaya çalışan bir Aydın Doğan portresi konmuştu.
Hani, belgesel fotoğrafın demir zırhlı şövalyeleri Haberciler birebir gerçeği yansıtırdı?
Bence yine de gerçeği yansıtıyorlar! Ama hangi gerçeği?
Yine bence "Fotoğraf" sadece "Fotoğrafçı"'nın gerçeğini yansıtır.Bu yüzden "Fotoğrafçı"nın kendi öyküsünü anlatmak uğruna, her bir "Fotoğraf"ını bir rejisör gibi yönetmesi gerektiğine inanıyorum.İşte o zaman "Fotoğraf"ın içinde "Fotoğrafçı"nın kendisini görebilirsiniz.
Belki de "Fotoğraf"çının "Fotoğraf"larında kullanmış olduğu gerçeğine "Gerçeklik" demek gerekiyor. Gerçekliği gerçeğe döndürecek olan ise izleyicinin ta kendisidir. O kendi entelektüel birikimi ile "Fotoğrafçı"nın yorumunu karşılaştırarak, yeni bir gerçeğe ulaşmaya çalışır.Ama unutmayınız ki bu da sadece izleyicinin gerçeğidir.Başka bir şey değil!
ASLAN YÜREKLİ RİCHARD ASLAN MI?
Geçenlerde NTV'de dünyanın önemli belgeselleri (veya benzeri bir isimli)bölümünde bir film izlemiştim.Aslan Yürekli Richard'ın Selahattin Eyyubi ile savaşını anlatıyordu bu film.Asırlar önce olmuş bir olaydaki karakterleri anlatmak için haliyle aktör kullanacaksın.Mekanlar için ise dekor.
Yani aktörler ve dekorlarla yapılan bir belgesel.
Gerçek olan sadece öykü.(O da gerçek mi acaba?)
Düşünün bir kere, senarist İngiliz değil de bir Arap olsaydı öykü aynı kalır mıydı? Ta İngiltere'den Kudüs'ü yağmalamaya gelen Richard'a o Arap "Aslan" lakabını verir miydi?
Ancak durum böyleyken film dünyanın önemli belgeselleri arasına girebiliyor.
NE ALAKA!
Gelin bir fikir jimnastiği yapalım.
Bu kez filmin senaristinin uyruğunu değil de rejisörünün mesleğini değiştirip "Fotoğrafçı" yapalım.Adam (veya kadın) aynı öyküyü bu kez fotoğraflamaya çalışsın. Bunda da en az filmdeki kadar başarılı olsun.
Aktör kullandı, dekor hazırladı, olay gerçeğin birebir kendisi değil diye bu fotoğraflarla yapılan bir gösteri belgesel kabul edilmeyecek mi?
Şimdi siz karar verin.
Bence "Ne alaka!..".
NOT; Önemli "Fotoğrafçı" Erdal Kınacı'nın beyninden sonra bedeninin de özgür kaldığını duydum. Kendine başarılarının devamını diliyorum. |
|
| S. Haluk Uygur |
| Yorumlarınızı Buraya Yazın |
| |
|
| Gelen yorumlar... |
| |
| Manipüle edilmemiş bir fotograf gerçek dünyadan sınırlı bir alıntı olabilir. Ama o alıntı gerçeği bize asla gösteremez.
Tiyatro/bale/dans sahnesindeki konular, olaylar gerçek midir? Bir romandakiler? Heykellerin temsil ettiği kişiler veya olaylar?
Vivaldi'nin Dört Mevsimi'nde (eksiksiz ve hiç bir şey ilave edilmemiş şekilde) ilkbahar mı vardır, yoksa -mükemmel de olsa- bestecinin yorumu mu?
Belgesel adını taşısa bile bir film gerçek midir? En beğendiğimiz ressamların tabloları?
Sanatın tüm dallarını yukarıda sorgulamaya çalıştım. Fotograf bir sanat ise, neden bütün gerçeği ve yalnızca gerçeği yansıtma yükü olsun? Diğer sanat dallarından neden farklı olsun?
Gazete veya radyo/televizyon haberleri tarafsızca, bütün gerçeği ve sadece gerçeği mi anlatmaktadır???
Reklamlara ne demeli? Bu güne kadar hangi ürünü alınca reklamındaki karakter kadar mutlu "göründünüz"?
Yazarın kalemi neyse odur fotograf. Sanat, haber veya reklam; duygu-düşünceyi aktarınca / yenisini oluşturunca "araçlık" görevi biter |
| Ogün Burduroğlu :: 2008-12-18 :: 01:35:49 |
|
| YORUMUN DEVAMI : Dolayısıyla insanların durduğu yer göre gerçeklik algılayışı da değişmekte .Bu olay sinemada, fotoğrafta ve diğer sanatlarda da böyledir. Örneğin Nuri Bile Ceylan’ın filmlerinde her sahne bir fotoğraf karesi gibidir görselliği çok kuvvetlidir. Aynı zamanda yaşadığımız gerçekliğin içerisinden çıkmış gibidir. Ben bu sahnelerin “ kurgusal” olduğuna inanıyorum. Ama kurgusal olması bu görüntülerin hakikat olmadığı anlamına gelmiyor. Haluk Hocanın dediği gibi film karesi ile fotoğraf karesinin bir birinden bağımsız olarak algılamak pek mantıklı gelmiyor. Özde aynı şeyler. Fakat dilleri farklı sadece.Biz biraz doğru ile gerçeklik kavramlarını karıştırıyoruz gibi geliyor bana ki asıl problem buradan çıkıyor…
Tekrar geçmiş olsun hocam..iyi bayramlar herkese…
|
| Devrim Kaypak :: 2008-12-07 :: 04:13:36 |
|
| Gerçeklik kavramını sorgularken Fenomenolojik gerçeklik, hakikat, doğruluk ve aksiyom kavramlarına da değinmek gerekir-zorunludur. Örneğin güneşin doğusu tüm dünyada doğudan yükselir ve bu sav dünyanın hangi tarafında hangi dili konuşursa konuşsunlar, tüm insanlar için doğrudur. Fakat bir tek birey tarafında sınanan öznel bir vaka herkes için doğru olmayabilir hakikat olsa da…
|
| Devrim Kaypak :: 2008-12-07 :: 04:10:25 |
|
| YORUMUN DEVAMI-3:Daha sonradan Güney Fransa’daki yerel gazetelerden birinin Paris temsilcisi, yazdığı yazıda bu hikayeyi anlatır ve fotoğrafçıyı perde arkasına saklanarak skandallar yaratan fotoğraflar çekmeye çalışan biri olmakla suçlar. Doisneau böyle bir fotoğrafçı değildir; ama basında veya fotoğraf camiasında böyle fotoğraf çekenlerde vardır, bunlara bildiğimiz gibi “paparazzi” denir.
Hocam şimdi fotoğrafçının çektiği fotoğraf ile sonuç arasında NE ALAKA var di mi. Bana göre bir fotoğrafta fotoğrafın, fotoğrafçının, algılayıcının ve o fotoğrafı kulananın gerçekliği vardır. Yukarıda ki öykü de veya sizin verdiğiniz örneklerde olduğu gibi gerçeklik duruma göre değişiyor. Belki de bunun içindir ki fotoğrafın, fotoğrafçının ve algılayıcının gerçekliği farklı olduğu için bazı arkadaşlarımızın başına tatsız durumlar geliyor. Kusura bakmayın biraz uzun oldu. Selam ve sevgilerimle. ALİ İHSAN ÖKTEN
**Öykü Gisele Freund'un Fotoğraf ve Toplum, Sel Yayıncılık, 2007 kitabından alınmıştır |
| ALİ İHSAN ÖKTEN :: 2008-12-06 :: 17:57:59 |
|
| YORUMUN DEVAMI-2:
Kendisine üzüntülerini bildiren fotoğrafçıya “Beni ayyaşın teki sanacaklar,” diye yakınır. Ama fotoğrafçının, çektiği görüntülerin zaman içinde nerelerde kullanıldığını takip etmesi olanaksızdır. Bir süre geçtikten sonra fotoğraf skandallarıyla ünlü bir dergide “le Point” dergisinden kopyalanarak ajans ve fotoğrafçıdan izin alınmadan şu altyazıyla yayımlanır: “Champ-Elysees’de fuhuş”. Resim öğretmeni bunun üzerine çılgına döner ve dergiye, ajansa ve fotoğrafçıya dava açar. Mahkeme, dergiyi yolsuz kazanç sağlamak suçuyla büyük bir para cezasına çarptırır. Fotoğrafın yayımlanması için izni alınmamış olan ajans da cezalandırılır. Fotoğrafçı ceza almaz. Mahkeme, fotoğrafçının “sorumluluğu olmayan bir sanatçı” olduğunu belirtir. |
| ALİ İHSAN ÖKTEN :: 2008-12-06 :: 17:57:59 |
|
| Sevgili Haluk hocam,
güzel yazınıza bir gerçek öykü yorumlayayım. Sonunda NE ALAKA diyeceksiniz. Mesaj biraz uzun sürebilir.
Fransız fotoğrafçı Robert Doisneau’ya göre en ilgi çekici insanlar Paris sakinleridir. Doisneau sokaklarda dolaşmayı ve bistrolarda oturup zaman geçirmeyi sever. Bir gün, Seine sokağında bulunan küçük bir barda, tezgahın aynında, bir kadeh şarap içen hoş bir kız görür. Kızın yanında yaşı biraz daha büyük bir bey vardır ve kızı hem alaycı hem de ilgili bakışlarla süzmektedir. Doisneau, ikisiyle konuşarak fotoğraflarını çekmek istediğini söyler. Kabul ederler. Fotoğraf, “le Point” dergisinde, Doisneau’nun fotoğraflarının yer aldığı, bistrolara ayrılmış özel bir sayıda yayımlanır. Daha sonra Doisneau, bu fotoğrafı da diğerleriyle birlikte ajansına teslim eder.
Bir süre sonra bu fotoğraf, alkol karşıtı bir derneğin dergisinde alkollü içeceklerin kötü etkilerini anlatan bir yazıyla birlikte yayımlanır. Resim öğretmeni olan fotoğraftaki kişi bu durumdan rahatsızlık duyar. |
| ALİ İHSAN ÖKTEN :: 2008-12-06 :: 17:45:13 |
|
| '’Sinemanın fotografla olan özdeşliği; ikisi de görsel anlatıma dayanan sanatlar ve insanlarla doğrudan ilişki kurmaya uygun. Aralarında pek fark göremiyorum.’’ der Şahin Kaygun.
Bana göre Türkiye'nin en iyi fotografçılarından biridir ve fotograf serüveni onu sinemaya götürmüştür.
Bence o gence çok doğru bir yol göstermişsiniz.
Hangi sinema filmi veya fotografın gerçeği yansıttığı söylenebilir.
Tabi ki yönetmen veya fotografçının gerçeğini yansıtır.
Yönetmen veya fotografçı kendi kafasındakileri yansıtabildiği ölçüde de başarılı olur.
KEL ALAKA DEĞİL YANİ.
Sağlıcakla kalın.
|
| mehmet emin eker :: 2008-12-05 :: 06:13:44 |
|
| Sevgili Haluk hocam,
Bütün yazılarınızda olduğu gibi bu yazınızıda büyük bir keyifle okudum.Sizi çok özledik,bir an önce aramıza dönmeniz dileğiyle,sevgilerimle... |
| Mine TUNCER :: 2008-12-05 :: 05:57:52 |
|
|
|
|
|
| |
|
|
|
|
|
| . |
 |
|
|
 |
|