Bu yüzden; Beyinin (ve tabi ki onun simgelediği aklın), gözlerin (yani insanın görme biçiminin) ve ellerin (düşünceleri yaşama organize eden organın) içine girdiği ürünlerin güzel olduğunu ve sanat eserlerinin de bu üçlünün işbirliği ile oluşabileceğini düşünüyorum.
Bu üçlünün eserlerin yaratılış sürecinde etkisi, sadece yaratıcının söz konusu organlarını yaratım süreci sırasında kullanmasında saklı değildir. "Fotoğraf "da konu yaptığımız insanların gözleri ve elleri neredeyse beyinlerinin içindeki düşünceleri ele verir. Yeter ki fotoğrafçı o anı yakalayabilsin!
Doğal değil midir ki; Madem beyin işlevini gözler ve eller vasıtasıyla yerine getiriyor, o halde biz fiilen görebildiğimiz gözler ve ellerden yola çıkarak, fiilen görünmeyen beyini (yani düşünceyi) anlatabiliriz.
Ben "Fotoğraf"ın düşünce olduğuna inanıyorum.
Dikkat ettiyseniz "Fotoğraf" kelimesini tırnak içine alarak kullandım. Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilir, ben görülüp çekilen görüntülerin dışında, içerisine düşüncelerin katıldığı, değiştiren fotoğrafları kastederken fotoğraf kelimesinin tırnak içerisine alınmasını önermiştim.
"Fotoğraf" düşünceyse eğer, gözler ve eller onun en önemli öğesi olmalı. Şekil olarak fotoğraf içerisinde kapladığı yerler büyük olmasa da, yerleştirildiği yerler ve yüklenen anlamlar açısından eller ve gözlerin yeri büyüktür.
Kısacası benim için "Fotoğraf" bir "Homongolos"dur.
Duygusal ve güzel.
Üstelik aklın ve görme biçiminin hakim olduğu. |