>
 
   
     
 
   
S. HALUK UYGUR S. HALUK UYGUR
 

FOTOGRAF MAKİNEMİN MARKASI

Eskiden beri her sergi açılışının sonunda, sergi sahibine sorulan ilk soru, benim de en korktuğum soru olmuştur.
Zamanla bu korku bir gıcık almaya dönüştü desem yalan olmaz.
"Fotoğraf Makinenizin Markası Nedir?"
Yani sevgili sanatsever beyzadem demek istiyor ki;
"Ne olacak o fotoğraf makinesi bende de olsa, bu fotoğrafları ben de çekerim."
Biz fotoğrafçılar da kuzu kuzu cevap veririz.
"Bir tane F1'im var. Ayrıca EOS'un falanından aldım. Panaromik fotoğrafları da falancasıyla çekiyorum. Şu... şu... şu... ve de şu objektiflerim bulunmakta."
Nasıl da tuzağa düşmüş oluyoruz?
"Evet bu fotoğrafları ben değil, makinem çekti" demek değil mi bu?
Nitekim çok değil 5-10 yıl önceyi hatırlarım. Fotoğrafçı olmak demek uzun ve kalın objektiflere sahip olmak demek değil miydi o yıllar? Fotoğrafçı sergisine giderken fotoğrafçı yeleğinin üzerine o dönemin son model fotoğraf makinesini (hatta bazen 2 tane birden) takıp gitmez miydi?
Hatta şimdi bile kullanmak üzere bir portre isteseniz, birçok fotoğrafçı boynunda veya elinde fotoğraf makinesi görülen bir portresini göndermez mi?
"Evet! Bu fotoğrafları ben değil, makinem çekti" demek değil mi bu davranış biçimi?
Eskiden beri yapmak isteyip de yeteneksizliğim nedeniyle yapamadığım bir karikatür var:
Bir gezi sırasında erkek fotoğrafçının çişi gelmiştir. Fotoğrafçı pisuarın önünde ama üstten bir bakışla görüntülenmiş. Yukarıdan baktığınızda pisuara doğru uzanmış, fotoğrafçının boynundaki makinenin kalın ve uzun tele objektifi görülüyor.
Ancak benim tanıdığım öyle önemli fotoğrafçılar var ki... Kendilerinin bir fotoğraf makinesi bile yok.
Fotoğraflarını konserve, şeker kutusu gibi kutularla elde ediyorlar. Bizim fotoğraf makinesi dediğimiz şey de, aynı konserve kutusu gibi ışık almayan bir kutu değil mi zaten?
Burada ünlü Michelangelo'nun bir sözünü hatırladım.
"İçinizdeki ilahi kuvvet, bir yüzü şekillendirmeye çalıştığında, beyin ve el birleşir (...) Beynin yapabileceğini, el üstlenir."
Bu sözü her yeniden hatırladığımda, fotoğraf makinesinin "Fotoğraf yapma" sürecinin neresinde olduğunu da düşünmeden edemem;
Önce fotoğrafında hangi düşünceni veya duygunu yansıtacağına karar vereceksin...
Sonra bu duyguyu yansıtacak objelerin nerede var sorusunun cevabını bulmak zorundasın...
Bu objelere ulaşmak için izinler alman veya ilişkiler kurman gerekebilir...
Objelerin bulunduğu yerde ışık ne alemde, hangi gün veya en azından hangi saat bu ışık benim anlatımıma uyar?..
Kaç ASA film kullanmalıyım (gerçi digital teknolojiyle artık bu çözülmesi gereken bir problem olmaktan çıktı), tripota ihtiyaç var mı?
Soru... Soru... Soru...
Sorular bitince mekana seyahat var... Hazırlıklar tamamlandı...
Ve nihayet fotoğraf makinesine sıra geldi. Deklanşöre dokunuş... 1/250 saniye... Hadi biraz daha uzun zaman olsun... 1/8...
Filmin yıkanışı... Veya photoshop ile düzeltme...
Fotoğrafını başka insanlarla nasıl paylaşacağına karar verme...
Beraber göstereceğin fotoğrafların seçimi... Çerçeveler... Sergi salonunda sunuş biçimi...
Sergide izleyicinin sorma ihtimali olan sorulara önceden hazırlanış...
Yani fotoğraf yapmak, düşünmeye başlamakla başlayıp, izleyicinin sergi salonundan çıkıp gitmesine kadar devam eden, uzun bir süreç.
"Fotoğrafı çekmek" dediğimiz, fotoğraf makinesinin görev yaptığı süre ise, bu uzun sürecin sadece 1/250 saniyelik bir bölümü.
Hadi biraz daha uzun olsun... 1/8...
Sizce de haksızlık olmuyor mu, iyi bir sergiden sonra ilk, "Fotoğraf Makinenizin Markası Nedir?" sorusunun sorulması?
Artık cep telefonuyla bile fotoğraf elde edebilecek kadar fotoğraf makinelerinin yaygınlaştığı günümüzde, fotoğrafların içinde makineden çok, fotoğrafçının yer alması daha da önem kazandı.
Bana fotoğraf makinemin markasını soranlara, "Yaşar Kemal'e daktilosunun markasını soruyor musunuz?" diye cevap veriyorum.
İnanın ki, daktilosu romanlarını yazmasında Yaşar Kemal'e ne kadar yardım ediyorsa, fotoğraf makinem de bana o kadar yardım ediyor.
Hadi biraz daha fazla olsun!

S. Haluk Uygur
Yorumlarınızı Buraya Yazın
 
Gelen yorumlar...
 
Hocam merhaba. Yazınızı okuyunca Reza'yı anımsadım. "Teknoloji bir araçtır. Güzel bir şiiri okuduğunuzda şaire “Bunu hangi kalemle yazdınız?” diye sorar mısınız? Belki de parmağı ile kuma yazmıştır! Önemli olan ortaya konulan eserdir." diyor bir röportajında. Sizin yaklaşımınızı iyi bilen biri olarak yazınızı keyifle okudum. Sevgi ve saygılarımla...
H.Bahadır LAÇİN :: 2009-07-11 :: 04:21:33

Çok güzel yazmışsınız. Bir belgesel de Ara Güler'in fotoğraf makinesini görmüştüm. Tam da söylediğiniz gibiydi. Belli ki onu Ara Güler yapan elindeki Fotoğraf makinesi değildi.
esin :: 2009-07-06 :: 17:29:17

 
.